Ortaçağ Batı kaynaklarında Selahaddin’in adı ilk dönemlerde düşmanca bir imajla anılmıştır. Örneğin, 1187’deki Hıttin yenilgisinin ardından Papa VIII. Gregory’nin “Audita Tremendi” adlı fermanında Selahaddin “şeytandan ilham alan bir cani” olarak gösterilmiş, Müslümanlar ise “Hristiyan kanına susamış paganlar” olarak tanımlanmıştır. Yusuf Polat’ın araştırması da Selahaddin’in ilk tasvirlerini “sıradan bir Arap vahşisi, pagan bir şeytan, Tanrı’nın gazabı, Hristiyan kanını dökmekten haz alan bir cani” olarak özetlemektedir. Bu tarz betimlemeler, Selahaddin’in Hıttin’de Haçlılar’ı bozguna uğratmasının travması içinde, onu adeta “vahiy kitabındaki yedi başlı ejderhanın başlarından biri” olarak niteleyen mitolojik bir düşmana dönüştürmüştür. Kısacası Haçlı kronikleri, Selahaddin Eyyubi’yi şeytanî bir tehdit olarak kurgulamış; ilk anlatımlarda “sonunda zafer kazanan cömertlik ve kahramanlık” imajından ziyade, öfke ve korku yüklü bir düşman portresi sunulmuştur.
19. yüzyıl Britanya’sının oryantalist tarih yazımında genellikle “Doğulu” hükümdarlar kurnaz ve aldatmacaya yatkın biçimde ele alınmıştır; bu kalıp içinde Selahaddin Eyyubi’de tam aşılanmıştır. Bazı kaynaklara göre Selahaddin Eyyubi “shrewd politician” (kurnaz politikacı) olarak tanımlanmıştır. Bir batılı gözlemcinin ifadeleri yankılanarak, onun stratejisinde samimiyetten çok akılcılık ve pazarlık öne çıkmıştır. Bu yaklaşım altında, 19. yüzyıl İngiliz metinleri Selahaddin’i “Arap prenslerin hakkını verir gibi göründüğü, ama gerçekte düşmanlarına tuzaklar kuran iki yüzlü bir lider” imgesiyle yansıtmıştır. Yine 19. yüzyıl İngiliz yazarları, Osmanlı İmparatorluğu’na karşı İslam dünyasına dair genelleyici klişelerini Selahaddin figürü üzerine aktarmış; böylece onun “mücevher gibi altın kaftanlı” bir kahramandan çok, kurnazlıkta İngiliz stratejistlerine rakip bir hükümdar olduğu mesajı verilmiştir.
Amerikan Evanjelik eğilimli kehanet yazarları, İslâm dünyası liderlerini tarihî konjonktür içinde sık sık kutsal metinlere dayalı apokaliptik kötü kahramanlarla özdeşleştirmiştir. Araştırmalara göre bazı modern kehanetçiler Selahaddin’i bile Deccâl benzeri figür olarak görmüşlerdir. Örneğin Yale Üniversitesi’nden Paul Boyer, bir makalesinde “önceki kehanet yazarlarının Selahaddin Eyyubi’de dahi Deccâl eğilimleri bulduklarını” kaydeder. Bu yorumlar, Selahaddin’in 1187’de Kudüs’ü fethedişini “İncil’in son zamanlar kehanetleriyle kesişen bir sahne” olarak okur ve onu modern düşmanlaştırılan “doğunun despotlarından” biri kılar. Dispensasyonist kitabelerde zaman zaman Ahd-i Atik pasajlarına bağlanan bu motif, Amerikan Evanjelik toplumunda Selahaddin’i bir tür “kutsal savaşın baş düşmanı” veya “Nihai Düşman’ın tarih öncülü” gibi algılanmasına yol açar. Sonuç olarak Evanjelik güvenlik söyleminde Selahaddin, bir yanda “siyaset adamı” imgesiyle, diğer yanda kutsal savaşı bekleyen toplumsal kâbusların temsilcisi olarak kodlanmış; genel Batı algısından farklı olarak düşmanca bir kehanet simgesine dönüştürülmüştür.
Öte yandan İsrail merkezli milliyetçi ve güvenlik söylemlerinde Selahaddin Eyyubi’nin hatırası genellikle Arap milliyetçiliği ve İslâmcı direniş hareketleriyle ilişkilendirilerek olumsuzlanır. Bu bağlamda Selahaddin, Filistinli gruplarca hâlâ “direnişin kahramanı” biçiminde kutsanırken, İsrailli resmi-dışı söylemde bu durum “yeni bir Haçlı Seferi tehdidi” olarak sunulur. Tarihçi Suleiman Mourad’ın belirttiği gibi “bazı Müslüman ve Araplar için Selahaddin, Batı hegemonyasına (veya İsrail işgaline) karşı direnişin sembolüdür”. Bu yüzden 1960’lı yıllara kadar Mısır lideri Nasır ve Filistin Özgürlük Örgütü başkanı Arafat da “modern Selahaddin” benzetmeleriyle anılmıştır. Hatta 1988’deki Hamas tüzüğü bile Selahaddin’in Hıttin’de Haçlıları nasıl mağlup ettiğini vurgular: “Haçlı ordularının Salah ad-Din el-Ayyubi tarafından yenilgisi” ifadesiyle onun zaferi kutsanır. Böyle Siyonist-milliyetçi yazın, Selahaddin’i aslında tarihsel bir lejyon lideri olmaktan çıkarıp Filistin’deki “haçlıcı” işgale karşı sembolik bir figüre indirgeyerek sunar. Diğer bir deyişle, Selahaddin’in imgesinin günümüzdeki popüler kullanımı, hem Filistin direnişini tarihsel bir mirasla meşrulaştırır hem de bu mirası İsrail güvenlik söyleminde “evrensel bir tehdidin” kanıtı gibi gösterir.
- Sponsorlarımız -
MUHAMMED ALİ ATİK