Gazete Pan – Analiz
İran’ın Devrim Rehberi Seyyid Ali Hamaney, 1989’dan bu yana ülkenin en üst siyasi ve askerî otoritesi olarak liderlik yapmakta. Bu süre zarfında Beyaz Saray’da sırasıyla George H. W. Bush, Bill Clinton, George W. Bush, Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden görev yaptı. Her biri farklı ton ve yöntemler denese de, İslam Devrimi yıkılmadı; aksine bölgesel nüfuzunu önemli ölçüde genişletti.
Washington’da özellikle Cumhuriyetçi yönetimler döneminde İran’a yönelik “rejim değişikliği” söylemi güçlü biçimde dillendirildi. Ancak ABD’nin İran’a doğrudan askerî müdahale seçeneğini hayata geçirememesi, bu söylemin çoğu zaman caydırıcılık ve iç politikaya dönük mesaj niteliğinde kaldığını gösterdi.
2003 Irak müdahalesi sonrası ortaya çıkan tablo, ABD açısından İran’a karşı benzer bir adımın maliyetini dramatik biçimde artırdı. Irak’ta Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından ortaya çıkan güç boşluğu, İran’ın Şii milis ağları üzerinden nüfuzunu artırmasına imkân sağladı. Bu durum, Washington’un İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı doğrudan rejim değişikliği politikasını daha riskli hale getirdi.
- Sponsorlarımız -
ABD’nin en güçlü aracı ekonomik yaptırımlar oldu. Özellikle Trump döneminde, 2015 tarihli nükleer anlaşmadan çekilme kararı sonrası “maksimum baskı” politikası devreye sokuldu. İran ekonomisi ciddi darbe aldı; para birimi değer kaybetti, enflasyon yükseldi. Ancak yaptırımlar iki kritik sonucu doğurdu:
Birincisi; güvenlik aygıtını daha da merkezîleştirdi. İkincisi; İran’ı Çin ve Rusya gibi aktörlere daha fazla yaklaştırdı.
İran, yaptırımlara karşı “direnç ekonomisi” söylemini geliştirirken; Direniş ekseni üzerinden asimetrik caydırıcılığını artırdı.
İran’ın en önemli avantajı, klasik bir devlet-ordu karşılaştırmasının ötesine geçen çok katmanlı bir güvenlik mimarisine sahip olmasıdır. Devrim Muhafızları, direniş ekseni, füze kapasitesi ve nükleer program üzerinden kurulan belirsizlik, ABD için öngörülemez bir risk üretmektedir.
İslam Devrimi’nin stratejisi üç temel ayağa dayanıyor:
1. Doğrudan savaştan kaçınma,
2. Vekil güçler üzerinden baskı kurma,
3. Kontrollü tırmandırma ile caydırıcılık üretme.
Bu yapı, Washington açısından “tam zafer” ya da “net sonuç” elde etmeyi zorlaştırıyor. Çünkü İran’ı hedef almak, yalnızca Tahran’ı değil; Lübnan’dan Irak’a, Yemen’den Suriye’ye uzanan geniş bir etki alanını tetikleme potansiyeli taşıyor.
- Sponsorlarımız-
Trump’ın İran politikasında iki çelişki dikkat çekti: Sert retorik ve ağır yaptırımlar ve doğrudan savaş riskinden kaçınma. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gibi yüksek profilli operasyonlar bile, topyekûn çatışmaya dönüşmedi. İran misilleme yaptı fakat kontrollü kaldı. Bu durum, iki tarafın da savaşı göze alamadığını gösterdi.
Trump’ın yeniden iktidar perspektifinde ise temel soru şu: ABD, İran’a karşı gerçekten rejim değişikliğini mi hedefleyecek, yoksa yeni bir anlaşma zemini mi arayacak? İran’ın belirsizlik üretme kapasitesi, Washington’un karar alma süreçlerini zorlaştırıyor. Çünkü İran’ın verebileceği karşılık yalnızca askerî bir mesele değil; enerji piyasaları, deniz güvenliği ve bölgesel istikrar üzerinden küresel sonuçlar doğurabilir.
Peki Neden Seyyid Ali Hamaney Ayakta Kaldı?
- Advertisement -
Ali Hamaney’in 35 yılı aşkın süredir iktidarda kalmasını yalnızca güvenlik aygıtının sertliği ya da muhalefetin zayıflığıyla açıklamak eksik kalır. İran siyasal aklının merkezinde yer alan “direniş” (mukavemet) doktrini, İslam Devrimi’nin bekasını sağlayan ideolojik ve stratejik çerçeveyi oluşturur. Bu doktrin, İran’ı klasik bir devlet refleksinden ziyade tarihsel, dini ve jeopolitik bir mücadele anlatısı üzerine konumlandırmaktadır.
1979’daki İmam Humeyni öncülüğündeki devrim, yalnızca bir rejim değişimi ötesinde; “istikbar” olarak tanımlanan küresel emperyalist güç düzenine karşı ideolojik bir meydan okumaydı. Hamaney, bu mirası “devrim sürekliliği” kavramıyla güncelledi. Bu durum, ABD için maliyeti hesaplanabilir bir çatışmayı imkânsızlaştırır. İran’ın direniş doktrini, karşı tarafın karar almasını zorlaştıracak ölçüde risk üretmeye dayanır.
Yine bu minvalde İran siyasal söylemi, Kerbela anlatısından beslenen bir “direnerek var olma” kültürü üzerine inşa edilmiştir. Bu kültürde geri adım atmak, akidevi, ameli ve ideolojik bir yenilgi olarak görülür. Dolayısıyla İslam Devrimi için hayatta kalmak, teolojik İslami bir görevdir. Bu anlayış, kriz anlarında sistem içi çözülmeyi sınırlar.
İran’ın direniş modeli doğrudan savaş yerine “eşikte kalma” stratejisine dayanır. Nükleer programda, bölgesel gerilimlerde ve deniz güvenliği krizlerinde Tahran genellikle kırmızı çizgiyi aşmadan baskıyı artırır. Bu yöntem, karşı tarafı sürekli tetikte tutarken topyekûn savaşı da engeller. Böylece İran hem meydan okur hem de sistem dışına itilmez.
Nihayetinde şunu kesin bir dille söyleyebiliriz ki;
George H. W. Bush döneminden Joe Biden dönemine uzanan çizgide, Beyaz Saray’da altı farklı lider görev yaptı. Bill Clinton yaptırımları sürdürdü, George W. Bush İran’ı “şer ekseni”ne dahil etti, Barack Obama diplomasi kapısını araladı, Donald Trump maksimum baskı politikası izledi. Her biri farklı yöntem denedi; fakat Devrim Lideri Seyyid Ali Hamaney liderliği düşmedi.
Tablo nettir, Sonuç Hamaney’in zaferidir. Bu zafer; stratejik sabrın, söylemsel tutarlılığın ve uzun vadeli devlet aklının bir sonucudur.