Suriyeli bağımsız medya platformu El Cumhuriya’da yayımlanan ve gazeteci-yazar Hunter Williamson tarafından kaleme alınan “ABD Neden Suriye Kürtlerinden Uzaklaştı” başlıklı analiz, Washington’ın uzun yıllardır sahadaki en önemli müttefiki olan Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) neden uzaklaştığını ve bunun Ortadoğu dengeleri açısından ne anlama geldiğini tartışıyor. Williamson’a göre yaşananlar ABD’nin Suriye dosyasında yeni bir stratejik tercih yaptığını gösteriyor.
2014’ten itibaren ABD ile SDG arasındaki ilişki, IŞİD’e karşı savaşın temel eksenlerinden biri haline gelmişti. Amerikan özel kuvvetleri, hava desteği ve istihbarat ağları sayesinde SDG, Rakka’dan Deyrizor’a kadar geniş bir alanda IŞİD’i geriletti. Washington ise bu yapıyı sahadaki en güvenilir ortak olarak tanımlıyordu.
Ancak Williamson’a göre bu ortaklık hiçbir zaman siyasi bir ittifaka dönüşmedi. ABD, SDG’yi askeri bir ortak olarak kullandı fakat Kuzey ve Doğu Suriye’de oluşan özerk yönetimi uzun vadeli bir siyasi proje olarak desteklemedi. Amerikalı yetkililerin yıllar boyunca dile getirdiği “Amerikan destekli bir Kosova yaratmak istemiyoruz” yaklaşımı, aslında Washington’ın kırmızı çizgisini ortaya koyuyordu. Bu nedenle ABD, Kürtlerin yönettiği siyasi yapıları güçlendirmek yerine, IŞİD’e karşı askeri iş birliğini sınırlı tutmayı tercih etti.
Makalenin en dikkat çekici tespitlerinden biri, ABD’nin hiçbir zaman Rojava modelini kalıcı bir siyasi yapı olarak görmemesi. Amerikan dış politikasının temel önceliği yerel özerklikten ziyade güvenlik oldu.
- Sponsorlarımız -
IŞİD tehdidi sürdüğü müddetçe SDG vazgeçilmezdi. Fakat Suriye’de yeni güç dengeleri oluşmaya başlayınca Washington’ın öncelikleri de değişti. Özellikle Ahmed el-Şara liderliğindeki yeni Şam yönetiminin ortaya çıkmasıyla birlikte ABD, ülkenin parçalanması yerine merkezi bir düzenin kurulmasını desteklemeye yöneldi.
Bu durum Kürt hareketinin yıllardır savunduğu adem-i merkeziyetçi model ile Amerikan stratejisinin giderek farklı yönlere gitmesine yol açtı.
HTŞ ile Kurulan Sessiz Temaslar, Kürtler Neden Kaybetti?
Williamson’ın analizinde dikkat çeken bir diğer unsur, ABD’nin yıllardır sadece SDG ile değil, dolaylı biçimde HTŞ ile de temas halinde olduğuna dair değerlendirmeler.
Washington kamuoyuna SDG’yi öne çıkarırken, İdlib’de fiili güç olan HTŞ’yi de tamamen dışlamadı. Bunun nedeni ideolojik yakınlık değil pragmatizmdi. ABD açısından sahada IŞİD’e karşı mücadele eden ve belirli bölgeleri kontrol eden her aktör potansiyel bir muhataptı.
Bugün HTŞ kökenli yeni Şam yönetiminin uluslararası meşruiyet arayışı içerisinde olması ve Batı ile ilişkilerini geliştirmesi, geçmişte kurulan bu temasların önemini daha görünür hale getiriyor.
- Sponsorlarımız-
Makalenin temel sorusu aslında burada yatıyor. Eğer SDG yıllarca ABD’nin en sadık ortağı olduysa, neden bugün yalnız bırakılıyor?
Bunun birkaç nedeni bulunuyor.
İlk olarak Washington, Türkiye ile ilişkilerini tamamen gözden çıkarmak istemiyor. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye’nin güvenlik kaygıları, Amerikan karar alıcıları üzerinde uzun yıllardır etkili oldu.
- Advertisement -
İkinci olarak ABD, Suriye’de yeni ortaya çıkan yönetimin ülkeyi yeniden bir araya getirebileceğine inanıyor. Bu nedenle Kürt özerkliğini desteklemek yerine Şam ile SDG arasında bir uzlaşma zemini oluşmasını tercih ediyor.
Üçüncü olarak ise Amerikan dış politikası son yıllarda Çin ve Pasifik eksenine kaymış durumda. Ortadoğu artık Washington için eskisi kadar merkezi bir öneme sahip değil.
Bu şartlarda SDG, Amerikan stratejisinde vazgeçilmez bir ortak olmaktan çıkıp yönetilmesi gereken bir dosyaya dönüşmüş görünüyor.
Yeni Dönem: Şam ile Uzlaşma Baskısı
Ocak 2026’da yaşanan çatışmalar ve ardından gelen ateşkes süreci, SDG üzerindeki baskının arttığını gösterdi. ABD’nin arabuluculuğunda yürütülen görüşmelerde temel hedef, Kürt güçlerinin merkezi devlet yapısına entegre edilmesi oldu.
Bu süreç başarıya ulaşırsa Kuzey ve Doğu Suriye’deki mevcut özerk kurumların önemli ölçüde dönüşmesi bekleniyor. Başarısız olması durumunda ise bölgenin yeniden çatışma sarmalına girmesi ihtimali bulunuyor.
Hunter Williamson’ın analizi, Suriye Kürtlerinin son on yıldaki en büyük stratejik açmazını ortaya koyuyor. ABD ile kurulan askeri ortaklık, siyasi güvenceye dönüşmedi. Washington’ın önceliği hiçbir zaman Kürtlerin ulusal ya da bölgesel hedefleri olmadı; IŞİD’in yenilgiye uğratılması ve bölgesel istikrarın korunması oldu.
Bugün yaşanan gelişmeler, Ortadoğu’da büyük güçlerle kurulan ilişkilerin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gösteriyor. SDG’nin geleceği artık büyük ölçüde Washington’ın korumasından çok Şam ile kuracağı ilişkinin niteliğine bağlı görünüyor.
Bu nedenle “ABD Kürtleri terk etti mi” sorusundan daha önemli olan soru şudur: Kürt hareketi, dış güçlere dayanmayan yeni bir siyasal denge kurabilecek mi? Williamson’ın analizinin satır aralarında asıl tartışma da burada yatıyor.