Gazete Pan
  • GENEL
  • EDEBİYAT
  • TARİH
  • FELSEFE
  • ARKEOLOJİ
  • TEOLOJİ
  • SOSYOLOJİ
  • DİĞER
    • ANTROPOLOJİ
    • PSİKANALİZ PSİKOLOJİ
Site İçi Arama
  • Advertise
© 2023 Gazete Pan
Okuma: Erzelun: Aşağından Yükselen Hakikatin Devrimi
Paylaş
Bildirim daha fazla göster
Aa
Aa
Gazete Pan
Site İçi Arama
  • GENEL
  • EDEBİYAT
  • TARİH
  • FELSEFE
  • ARKEOLOJİ
  • TEOLOJİ
  • SOSYOLOJİ
  • DİĞER
    • ANTROPOLOJİ
    • PSİKANALİZ PSİKOLOJİ
bizi takip et
  • Advertise
© 2023 Gazete Pan
Gazete Pan > Blog > Sosyoloji > Erzelun: Aşağından Yükselen Hakikatin Devrimi
Sosyoloji

Erzelun: Aşağından Yükselen Hakikatin Devrimi

admin
Son güncelleme: 2026/03/04 at 4:26 PM
admin
Paylaş
9 dk okuma
Paylaş

YAKUP EMRAH

Tarihin her döneminde hakikat; iktidarın, zulmün, statükonun, sömürgenin saraylarından değil tozlu sokaklardan ve nasırlı ellerin içinden doğmuştur. Şu’arâ Suresi 111. ayetinde dile getirilen “erzelun” kelimesi sınıfların diliyle vahyin direnişi arasında kurulan o kadim çatışmanın sembolüdür. Kur’an bu kavramı, peygamberlerin muhatap olduğu kibirli sınıfların dilinden naklederken, diğer taraftan devrimci bir okuma için kapı aralamaktadır: Hakikat, ‘erzelûn’ olanlarda tecelli etmektedir. 

Şu’ara Suresi 111. Ayet: “Dediler ki: Sana mı inanacağız, oysa sana sıradan ve aşağı tabakadan kimseler uymuşken?”

“Erzelun” ifadesi “bizim aşağılıklarımız, aşağı tabakamız” anlamına gelmektedir.  Burada kullanılan kelime bir sınıfsal küçümseme içerir. Müşriklerin ya da karşı çıkanların diliyle, peygamberlerin davetine ilk uyan kimselerin toplumun alt tabakalarından – yani ekonomik, sosyal veya kültürel olarak ‘değersiz’ görülen – kişiler olduğu belirtilmektedir. İnkarcılardan gelen bu ifade –“Sana mı inanacağız? Sana ancak bizim en aşağı tabakamız uymuş”– modern zamanların elitist reflekslerinin, sınıfsal kibirlerinin ve kültürel tahakkümünün binlerce yıl öncesinden dile gelmiş halidir.

- Sponsorlarımız -

Toplumların “erzel” olarak yaftaladıkları kesimler –işçiler, yoksullar, ötekiler, modern köleler– aslında tarihin motorudur. Onlar yalnızca sınıf olarak aşağıda değildir. Düşünsel temelde de dışlanmış, “bilmez” ve “anlamaz” sayılmışlardır. Oysa hakikatin en saf hali, tüketilmemiş yüreğin olduğu yerde parlar. Peygamberler bu yüzden önce onlara ulaşır. Çünkü onlar, bu dünyaya ait her şeyi kaybetmiş olanlardır; o yüzden başka bir dünyanın çağrısına en açık olanlar da onlardır.

Kur’an’da, zenginlerin ve aristokratların dilinden dökülen bu kelimeler onların kokuşmuş ve pis yargılarıdır: Onlar hakikatin yalnızca üst sınıflara layık olduğuna inanırlar. Bu durum modern dünyanın seküler biçimlerinde de karşımıza çıkar: Akademik seçkinler, entelektüel aristokrasi, medya elitleri… Hakikat onların “dilinden” dökülmedikçe kıymet bulmaz. İşte tam burada Kur’an, bu estetik tahakkümü kırar ve Vahiy yeni bir estetik devrim ilan eder: Dili sade olanın, kıyafeti eski olanın, yemeği kuru ekmek olanın sesi değer bulur. Ve elit geğirmelerin felsefe olarak sunulduğu bir zamanda direnişe çağırır.

İnkarcıların “erzelûn” dediği bu kitle, sadece dışlanmamışlardır ayrıca dünyaya dair hiçbir şeye tutunmayanlardır. Varlıkları, sistemin üretim ve tüketim çarkında “anlamsız” kabul edilir. Kur’an, defaatle bu sosyolojik eşitsizliğe karşı hakikatin nasıl “aşağıdan” doğduğunu ilan eder: “Biz istiyoruz ki yeryüzünde ezilenleri yeryüzüne önderler kılalım.” (Kasas, 5) Bu ayet, “erzelûn” kavramının karşısına ilahi bir tercih koyar. Allah, kendisine hor görülenleri dost edinir. Tıpkı İbrahim’in Nemrud’a karşı yalnız oluşu gibi, Musa’nın saraya karşı çölden çıkışı gibi, Muhammed’in zengin Mekke aristokrasisine karşı yoksullar ve kölelerle başlaması gibi, tıpkı marangoz İsa’nın eşsiz direnişi gibi… Bu bir tesadüf değildir. Tarih boyunca hakikatin izlediği yol budur. Hakikat yukarıdan konuşmaz, aşağıdan konuşur. Dolayısıyla inkarcılar bunu daima estetik ve sınıfsal bir “kusur” olarak görmüşlerdir. Oysa bu aslında hakikatin kibrin diliyle konuşamayacağının ispatıdır.

Ezilenler Allah’ın ilahi stratejisidir. Allah, tarih boyunca yoksulları, köleleri, ötekileştirilenleri vahyin taşıyıcısı yapmıştır. Zira hakikat, kibirle yükselmeyen, teslimiyetle eğilen kalplere iner. Allah’ın kitlesel devrim stratejisi de buradadır: Yukarıdan değil, aşağıdan başlar. Firavun’un sarayına Musa’nın asasıyla değil, Mısır’ın ezilen halkının ayaklanmasıyla yürünür. Vahiy önce yoksula, yetime, dul kadına, köleye, boş midesiyle doyamayan işçiye ulaşır. Bu bir ilahi devrim manifestosudur.

Erzelûn’un ilk ve en hayati görevi, kendi varoluşuna dair bir umut ilkesi inşa etmektir. Umut burada, pasif bir bekleyiş değil; dünyayı dönüştürme iradesinin metafizik zeminidir. Bloch’un ifade ettiği anlamda umut, henüz gerçekleşmemiş olanın bilincidir. Umut, geleceğin kaotik belirsizliği içinde, düzen bozucu ve dönüştürücü bir istikamet tayinidir. Erzelûn, aşağıda olması sebebiyle yukarıyı daha net görür; çünkü onun bakışı düz değil, dikeydir. Bu dikey bakış, yalnızca yukarıdakileri değil, Tanrı’yı da görmeye muktedirdir. Kur’an’ın perspektifi tam da budur: Tanrı, aşağıda olanın yanındadır; çünkü orada umut vardır. Umut, statükonun çelişkilerini parçalayacak ilk çekiçtir. Fakat umut ilkesinin inşası, epistemik zehirlenmeye maruz kalmış bir bilinç için kolay değildir. Ezilen, yalnızca ezilmez; en radikal biçimde ezilmişliğini rasyonelleştirmeye zorlanır. Böylece “makus talih”, “kader”, “sabır” gibi motiflerle yapılandırılmış bir rıza epistemolojisi inşa edilir. Epistemik zehirlenmeye karşı verilecek en radikal tepki, İbrahimi bir bilinç sıçramasıdır. Hz. İbrahim’in halkının putlarını kırması ve baltayı en büyük putun boynuna asması, ikonoklazm değildir. Hakikatin soyutlanmasına karşı devrimci bir başkaldırıdır. Post-modernizmin çağdaş putları taş ya da tahta değil; dil, imaj ve düşünce formundadır. Hakikat, bu modern putların yıkımıyla açığa çıkar. Bu noktada “İbrahimi balta” kavramların, ideolojilerin ve imgelemlerin sorgulanma gerçekliğidir. Zihinsel putların yıkımı, bir boşluk yaratma eylemidir. Bu boşluk, yeni bir bilinç sisteminin kurulacağı zemini hazırlar. Bu nedenle her putkırıcı eylem, aslında bir inşa eylemiyle iç içedir.

- Sponsorlarımız-

Erzelun, hakikatin taşıyıcısı olma yetisini dolayısıyla tarihi kurma potansiyelini de barındırmaktadır. Ama öncelikle burada sorulması gereken temel soru şudur: Erzelûn, yalnızca bir mağduriyet biçimi midir, yoksa hakikatin taşıyıcılığı üzerinden yeni bir dünya kurma yeteneğini taşıyan asli fail midir? Modern politik teorilerde kitle, sıklıkla manipüle edilen, edilgen bir varlık olarak düşünülür. Ama erzelûn, klasik “kitle” tasavvurunu aşmaktadır. O, dağınık, bastırılmış, atomize edilmiş bireylerin pasif toplamı değildir. Egemen sistemin bilinç üzerindeki hegemonyasını teşhis ve reddetme becerisi olan bilinç sahibi toplumdur. Ezilenler yalnızca özgürleşmez; aynı zamanda özgürleştirir hakikatinin en canlı örneğidir.

Bu canlı örneğin kendisine has bir politik tutumu vardır. Erzelûn’un politik duruşu, temsiliyet ilişkileri üzerinden okunamaz. Çünkü mevcut temsiliyet sistemleri, erzelûn figürünü içeremez; onu tanımaz. Bu nedenle erâzelûn, sistem içine entegre olmaz. Bu tavır, klasik sol temsiliyet siyasetinin ötesinde, derin bir kavrayış, büyük bir anlayış ve hikmet içerir. Yani merkezle pazarlık eden artık erzelûn değildir. Bu, dışarıdan içeriyi yeniden inşa etme pratiğidir. Siyasal iktidarın merkezine erişmek yerine, merkezin meşruiyetini ve epistemolojisini sorgulamak ve dönüştürmek esastır. Yani erzelûn, radikal bir kenar siyaseti geliştirir. Erâzelûn’un politik eylemi salt isyan değildir. İsyan yıkabilir; fakat erâzelûn inşa eder. O, mevcut yapının dışında kalırken, alternatif bir toplumsal düzeni hayal etmeye ve kurmaya muktedirdir. Erzelûn, protesto eden değil; tarihi başka türlü yazan faildir. Peki Erzelun faili kimdir? Modern toplumlarda erzelûn’un güncel karşılıkları yalnızca ekonomik kategorilere indirgenemez. Bugünün erzelûn’u, sistematik olarak dilsel, kültürel, etnik ve epistemik dışlanmaya maruz kalanlardır: Kolonyal halklar, mülteciler, yerli topluluklar, etnik azınlıklar, sınıfsal dışlanmışlar, epstein pedofili çetesine direnenler, sistem dışı hakikat taşıyıcıları…

Hasıl-ı, Erzelûn merkeze yürümez. Çünkü merkez zaten çürümüştür.

- Advertisement -

Bekleyiş, çoğu zaman edilgenliğe, atalete ya da tarih dışı bir pasifliğe işaret eder gibi algılansa da, devrimci düşünce tarihinde beklemek, yalnızca zamansal bir boşluk değildir. Potansiyelin ve dönüşümün taşıyıcısı olarak kodlanmalıdır. Ernst Bloch’un “Umut İlkesi” adlı eserinde belirttiği gibi, umut yalnızca gelecekteki bir iyilik arzusundan öte mevcut dünyanın yetmezliğinin farkında olmanın doğurduğu bir devrimci bilinçtir. Ezilmişlerin tarihsel sürekliliğini sağlayan devrimci bir direnç biçimidir. 12 İmam Şiiliğinde gaybet halinde olan Mehdi, görünmezlik içinde varlığını sürdürür. Fakat bu görünmezlik, bir yokluk değildir. Adaletin henüz hüküm süremediği bir dünyanın içindeki kurucu sessizliktir. Ali Şeriati’nin sıklıkla vurguladığı gibi, “beklemek” eylemi, mevcut dünyanın meşruiyetini reddetmek, adaleti yeryüzüne indirme iradesi taşımaktır. Bu anlamda Şiî mehdiyet teorisi, adaletin süreksizliğine karşı ezelî bir devrim fikri üretir.

Bugünün siyasi düzeni şöyle tahkim edilmiştir: “Meşru konuşmacı” olmanın koşulları belirlenmiş ve merkezdeki güç blokları tayin edilmiştir. Uluslararası hukuktan medyaya, BM Güvenlik Konseyi’nden IMF’ye kadar tüm kurumsal mekanizmalar, görünürde evrensellik iddiası taşırken, gerçekte jeopolitik bir epistemik zulüm üretmiştir. Erzelûn, bu makro yapılar içinde konuşma yetkisi elinden alınmış, temsil hakkı tanınmamış ve sıklıkla kriminalize edilmiş figürdür. Filistinli bir çocuk, Kürt bir mazlum, Doğu Türkistanlı bir öteki, Büyük şeytan Amerika’ya karşı direnen özgür ruhlar ya da Latin Amerika’nın yerlisi bir devrimci… Bu figürler, her biri kendi bağlamında Erzelûn’un çağdaş izdüşümüdür. Onlar, küresel tahakküm zincirinin en alt halkasında yer almış ve bu yüzden politik kopuşun en derin potansiyelini taşımışlardır.

Tarih şunu kesinleştirmiştir: En zor ama en izzetli olan duruş, aşağıda kalmayı seçmektir.

İLGİLİ YAZILAR

İmal Edilmiş Nefret: İsrail’in İslam’ı Şeytanlaştırma Kampanyası

Romantik Tarihten Gerçekliğe: Kürt Toplumunun Hafıza Krizi

Apocu Düşünce Neden Tıkanıyor: “Kürtler, sahip olmadıkları şeylerin eleştirisini yapabilir mi?”

Unutmayın! 5 Dolara Satılan Kızlar ve Kaybolan Vicdanlar

“Bir Parça Ekmek İçin Sınırı Geçtik, İnsanlığın Duvarına Çarptık”

ETİKETLENDİ: erzelun, yakup emrah
admin 4 Mart 2026 4 Mart 2026
Bu Makaleyi Paylaşın
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Copy Link Print
Paylaş
Önceki Makale Altay Cem Meriç İçin Sünni Masallar ve Sünniliği Sarsan Deliller (!)
Sonraki Makale Türkiye’de bir ilk: “Kürt Tarihi” kitabı bir devlet üniversitesinde ilk defa basıldı.
Yorum bırakın Yorum bırakın

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SOSYAL MEDYADA BİZ

130 Takip Beğen
2k Takip Takip Et

SON EKLENENLER

Marksist Gelenekte Halkların Kaderi, Ulusların Serencamı
Felsefe 19 Mart 2026
İmal Edilmiş Nefret: İsrail’in İslam’ı Şeytanlaştırma Kampanyası
Sosyoloji 19 Mart 2026
Ateş ve Newroz
Tarih 19 Mart 2026
Ali Şeriati’nin Entelektüel Ufkunun Gizli Kaynaklarından Biri: Kaşif el Gıta
Teoloji 19 Mart 2026

İLGİLİ YAZILAR

Sosyoloji

İmal Edilmiş Nefret: İsrail’in İslam’ı Şeytanlaştırma Kampanyası

admin admin 19 Mart 2026
Sosyoloji

Romantik Tarihten Gerçekliğe: Kürt Toplumunun Hafıza Krizi

admin admin 12 Mart 2026
Sosyoloji

Apocu Düşünce Neden Tıkanıyor: “Kürtler, sahip olmadıkları şeylerin eleştirisini yapabilir mi?”

admin admin 26 Şubat 2026
Sosyoloji

Unutmayın! 5 Dolara Satılan Kızlar ve Kaybolan Vicdanlar

admin admin 1 Kasım 2025
Gazete Pan
bizi takip et

TASARIM VE PROGRAMLAMA : Adana Web Tasarım

adbanner
Reklam Engelliyici Farkettik
Lütfen Web Sitemize Destek İçin Adblocker'ı Kaldırınız
Okay, I'll Whitelist
Welcome Back!

Sign in to your account

Şifrenizi mi kaybettiniz?