Van’ın dağları son aylarda birer sessiz tanığa dönüştü. Rüzgâr, artık yalnızca karı değil, binlerce kilometre uzaktan gelen insanların umutlarını da sürüklüyor. Geceleri, buz gibi derelerin kenarında bekleyen yorgun yüzler… hepsinin gözlerinde aynı cümle okunuyor: “Sadece yaşamak istiyoruz.”
Afganistan’dan kaçanların hikâyesi, artık sadece uzak bir ülkenin trajedisi değil. Taliban’ın gölgesinde büyüyen, savaştan kaçıp yollara düşen bu insanlar için Türkiye, çoğu zaman bir umut kapısı değil, belirsizliğin eşiği. Van, bu belirsizliğin sessiz merkezine dönüşmüş durumda. Dağ köylerinde, eski taş ocaklarında, terk edilmiş ahırlarda yaşam mücadelesi veren yüzlerce göçmen, aynı kaderin etrafında toplanıyor: açlık, soğuk, korku ve bekleyiş.
Bir genç, yüzü yara izleriyle kaplı, titreyen sesiyle şöyle söylüyor:
“Afganistan’da ölümden kaçtık, burada da ölümün başka bir şekli var. Ama biz yine de umutla yürüdük.”
- Sponsorlarımız -
Bu söz, göçün anlamını çıplak biçimde ortaya koyuyor: kaçış, aslında yaşama tutunmanın son biçimidir. Çünkü her göçmen, geride bıraktığı ülkesinin hayaletini sırtında taşır. Her adım, bir kaybın yankısıdır.
Van sınırında artık “normalleşen anormallik” hüküm sürüyor. Kaçakçılar, askerler, korku ve umut iç içe. Gecenin bir yarısı, karanlık dere yataklarında bir grup insan bekliyor. Aralarında kadınlar, yaşlılar, çocuklar var. Üzerlerinde ince montlar, ellerinde plastik poşetler… Yıldızların altında, hayatta kalmak için dua ediyorlar.
Biri fısıldıyor:
“Bir ekmek, bir su… başka bir şey istemiyoruz.”
O an anlıyorsun ki, bazı cümleler yalın olduğu kadar sarsıcıdır. Çünkü içinde bütün bir hayatın özeti gizlidir.
- Sponsorlarımız-
Türkiye’ye ulaştıklarında da yol bitmiyor. Kimi kayıt dışı çalışıyor, kimi sokaklarda kalıyor. Kimi, tıpkı 17 yaşındaki Muhammed gibi, kayboluyor ve bir daha haber alınamıyor. Aileler, umutla bekliyor; her gelen haberde bir ses arıyorlar. Fakat çoğu zaman gelen sadece sessizlik.
Afganistan’dan başlayıp Van üzerinden İstanbul ve batı illerine devam eden yolculuklar beraberinde ciddi sorunları da getiriyor. Ağırlığını eğitimli, memur ve muhalif kesimlerin oluşturduğu mülteci yolculuğunda büyük engeller yaşanıyor. Sınırlardan geçerken yaralanan bazı mülteciler ise kentin farklı mahallelerinde aileler tarafından tedavi ediliyor.
Mülteci trajedisi her zaman olduğu gibi bu kez de insan kaçakçıları için bir ticari kazanç alanı. Özellikle kentin kırsal alanlarında yapılan barakalarda binlerce mülteci aç ve susuz günlerce bekletildikten sonra kaçak yollarla batı illerine taşınıyor. Kentte yüzlerce noktada mülteci bekleyişleri devam ederken, bazı noktalarda asker ve polislerin yakaladığı Afgan mülteciler mülteci toplama merkezinde belirli bir süre bekletildikten sonra araçlarla İran sınırına götürülüyor ve dağlık bir kesimde sınır dışı ediliyor. Kuraldışı yöntemlerle sınır dışı edilen mültecilerin büyük bölümü yine farklı yollarla kente geri dönüyor.
- Advertisement -
Afganistan’dan kaçarak 20 günlük yolculuk sonrası Van’a gelen ve kenar bir mahallede dere içinde kurulan barakalardan birinde yüzlerce arkadaşıyla yaşam mücadelesi veren Ahsen Asif isimli mülteci, gözüne günlerce uyku girmediğini dile getirdi. Yolda bazı arkadaşlarının yaşamını yitirdiğini de belirten Asif, yaşananları şöyle dile getirdi: “Biz Afganistan’da yaşanan savaştan kaçtık. İran üzerinden Van’a geldik. Amacımız buradan batı illerine oradan da Avrupa’ya gitmektir. Yol boyunca çok sorun yaşadık. Aç ve susuz kaldık. Bazı arkadaşlarımız bu yürüyüşe dayanamadı ve yaşamını yitirdi. Biz memleketimizden çıkmak istemiyorduk. Ancak mecbur kaldık. Biz istiyoruz ki yemeğimiz olsun, suyumuz olsun, yani yaşamak istiyoruz.”
Gece Türkiye sınırını geçtiklerini, sınırda askerlerin saldırısına uğradıklarını kaydeden Asif, “yaşanan şiddetten dolayı yaralanan ve kolları kırılan arkadaşlarımız oldu. Kafaları kırılan oldu. Kayalardan düşenler oldu. Üzerimizde ekmek parası bile kalmadı. Burada belki bir ekmek parası buluruz diye yola çıktık. Ancak aç ve susuz kaldık. Ülkemizde savaş var bunun için kaçıyoruz. Bize sahip çıkmalarını bekliyoruz” diye konuştu.
Afganlar neden Türkiye’ye geliyor?
Sivil toplum ve akademi alanında yapılan saha araştırmaları ile medyada yer alan haberler, Afganların ülkelerinden ayrılma nedenleri arasında şiddet ve ekonomik nedenlerin ön sıralarda olduğuna işaret ediyor.
Avustralya merkezli, göçmenlerle ilgili bir araştırma kuruluşu olan Mixed Migration Center’ın 2020 yılında yayımladığı “Bilinmeyen Yön: Türkiye’de İlerleyen Afganlar” adlı raporunda, 2018 sonrasında Türkiye’ye gelen bir grup Afganla yapılan ankette, bu kişilerin ülkeden ayrılma nedenleriyle ilgili çoktan seçmeli sorulara yüzde 66,3 oranında “şiddet” cevabını verdikleri görülüyor.
Bunu, yüzde 63,6 ile “ekonomik nedenler”, yüzde 34,3 ile “haklar ve özgürlükler” ve yüzde 28,2 ile “kişisel veya ailevi sebepler” yanıtları izliyor.
Türkiye’ye gelen Afganların bir bölümünün ülkede yaşamak, diğer bir bölümüyse Batı ülkelerine geçmek için geldiği anlaşılıyor.
Türkiye’ye nasıl geliyorlar?
Yasal yollarla da gelenler olmakla birlikte Türkiye’ye gelen Afganların büyük bir bölümünün, yasa dışı yollarla sınırı geçip ülkeye giriş yaptığı düşünülüyor.
Bunun için önce Pakistan’a, sonra İran’a, oradan da Türkiye’ye uzanan ya da direkt önce İran’a geçilen, oradan da Türkiye’ye uzanan rotalar takip ediliyor.
Aralarında İran’da bir süre yaşamış olup Türkiye’ye geçmeye karar vermiş olanlar da var.
Anlatımlarına göre Afganistanlılar, yer yer yürümek zorunda da kaldıkları bu yolculuk için göçmen kaçakçılarına ödeme yapıyor.
Türkiye sınırında geçişlerin en fazla, İran’la yaklaşık 300 kilometrelik sınırı olan Van’dan yapıldığı anlaşılıyor.
Bunun yanında Ağrı, Hakkari, Iğdır ve Kars’tan da geçişler yaşanıyor.