ŞÜKRÜ ERDOĞAN
Yirmi birinci yüzyılın eşiğinde dururken, Kürt toplumunun kolektif hafızasına ve kurumsal düşünce üretimine ilişkin ciddi bir boşlukla karşı karşıya olduğumuz inkâr edilemez bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır. Modern dünyada herhangi bir toplumun tarihsel sürekliliğini ve varlığını sürdürebilmesinin en temel koşullarından biri, kendi hafızasını sistematik biçimde kurumsallaştırabilmesi; eğitim, bilim ve düşünce alanlarında kendine ait kavramlar, yöntemler ve entelektüel gelenekler üretebilmesidir. Ne var ki Kürt toplumu açısından bakıldığında, böylesi bir kurumsal entelektüel üretim geleneğinin son derece sınırlı kaldığı görülmektedir.
Bugün hâlâ Kürt tarihsel hafızasının önemli bir kısmı sözlü anlatılar, parçalı hatıralar ve dağınık biyografiler etrafında şekillenmektedir. Oysa modern ulusların ve köklü medeniyetlerin tarihsel inşasında belirleyici olan unsur, büyük şahsiyetleri yetiştiren düşünsel, eğitimsel ve kurumsal altyapıyı ortaya koyabilmektir.
Kürt toplumunda sıkça referans verilen Ahmedê Xanî, Feqiyê Teyran, Melayê Cizîrî, Ali Hariri, Baba Tahir Uryan ve Cîgerxwîn gibi isimler kuşkusuz büyük kültürel şahsiyetlerdir. Ancak dikkat çekici olan nokta şudur: Bu şahsiyetlerin ortaya çıktığı düşünsel iklim, çoğu zaman Kürt toplumunun kendi kurumsal eğitim sisteminden değil; daha geniş İslam medeniyetinin ilim ve irfan havzasından beslenmiştir. Başka bir ifadeyle, bu isimlerin entelektüel formasyonu büyük ölçüde İslam dünyasının medrese geleneği içerisinde şekillenmiştir. Dolayısıyla burada asıl sorulması gereken soru şudur: Kürt toplumu bu şahsiyetleri yetiştiren özgün bir kurumsal düşünce sistemi kurabilmiş midir?
- Sponsorlarımız -
Benzer bir problem tarihsel ve arkeolojik hafıza alanında da karşımıza çıkmaktadır. Dünya üzerinde pek çok toplum, kendi geçmişini arkeolojik bulgular, yazılı belgeler, akademik kurumlar ve sistematik araştırmalar aracılığıyla yeniden inşa etmeye çalışırken, Kürt toplumunun bu alandaki kurumsal çabalarının son derece sınırlı olduğu görülmektedir. Tarihsel hafızanın bilimsel yöntemlerle yeniden üretilmediği bir yerde, geçmiş çoğu zaman mitolojik anlatılar ile romantik övgüler arasında sıkışıp kalmaktadır.
Bu durum, Kürt toplumunun tarihsel gelişiminde bazı yapısal sorunların varlığına işaret etmektedir. Bu sorunları üç temel başlık altında değerlendirmek mümkündür.
Birincisi, dış ideolojik çerçevelere aşırı bağımlılık sorunudur. İster Sünni ister Şii biçimleriyle İslam, Kürt toplumunun düşünsel dünyasını uzun süre belirleyen temel referans çerçevelerinden biri olmuştur. Bunun yanı sıra modern çağda sosyalizm, feminizm veya diğer ideolojik akımlar da çoğu zaman yerel toplumsal gerçekliklerle derin bir sentez kurulamadan benimsenmiştir. Bu durum, özgün düşünsel üretimin önünde bir engel oluşturmuştur.
İkinci önemli sorun, modern kurumsal yapıların eksikliğidir. Ekonomik, askerî ve diplomatik kurumları olmayan bir toplumsal yapı, tarihsel özne haline gelmekte zorlanır. Tarih yalnızca büyük fikirlerden öte güçlü kurumların ve sürdürülebilir organizasyonların ürünüdür.
Üçüncü sorun ise aşiretçilik, ailecilik ve yerelcilik olarak tanımlanabilecek dar toplumsal ufuktur. Hayatı yalnızca yerel ekonomik faaliyetlerle –örneğin tarla ve hayvancılıkla– sınırlayan bir toplumsal perspektif, modern dünyanın karmaşık siyasal ve ekonomik ilişkileri içerisinde kalıcı bir gelecek kurmakta zorlanır.
- Sponsorlarımız-
Kürt tarihinin çoğu zaman birkaç sembolik figür etrafında anlatılması da bu kurumsal eksikliğin bir sonucudur. İdris-i Bitlisî, Said Nursî, Hasan Hayri, Diyap Ağa ve modern dönemde Abdullah Öcalan gibi isimler elbette tarihsel süreçte belirli etkiler yaratmış figürlerdir. Ancak bir toplumun tarihi liderlerin biyografilerinden ibaret değildir. Gerçek tarih, kurumların, ekonomik ilişkilerin, kültürel üretimin ve kolektif toplumsal organizasyonların tarihidir.
Bu nedenle Kürt toplumunun karşı karşıya olduğu temel mesele, romantik tarih anlatılarının ötesine geçerek kendi gerçekliğiyle ve karanlığıyla yüzleşebilmesidir. Dolayısıyla modern dünyada var olabilmek için yalnızca geçmişle övünmek yeterli değildir. Bilimsel düşünce üretmek, eğitim kurumları kurmak, ekonomik ve siyasal organizasyonlar geliştirmek gerekmektedir.
Sonuç olarak mesele, bir toplumu küçümsemek ya da aşağılamak değildir. Tam tersine, gerçek bir tarihsel uyanış ancak hakikatin cesurca dile getirilmesiyle mümkündür. Kürtlerin geleceği, geçmişe romantik bir bağlılıkla inşa edilmez. Eleştirel bir bilinç, kurumsal düşünce üretimi ve kolektif organizasyon gücüyle şekillenecektir.
- Advertisement -
Ez cümle: Bir toplum ancak kendi zincirlerini tanıdığı ölçüde özgürleşebilir. Kürtlerin önündeki en önemli görev, bu zincirlerin farkına vararak geleceğe yeni bir tarihsel bilinçle bakabilmektir.