Carnegie Uluslararası Barış Vakfı bünyesinde yayımlanan ve Ortadoğu uzmanı Wladimir van Wilgenburg tarafından kaleme alınan “Suriye’de Kürt Milliyetçiliği Yeniden Yükseliyor” başlıklı analiz, Suriye’de son dönemde yaşanan askeri ve siyasal gelişmelerin Kürt toplumunda yeni bir milliyetçi dalgayı tetiklediğini savunuyor. Yazıya göre Şam yönetiminin Rojava’ya yönelik baskısı, Arap aşiretlerinin önemli kısmının Kürt güçlerinden uzaklaşması ve Batılı aktörlerin tutum değişikliği, Kürt kamuoyunda “ihanete uğrama” hissini derinleştirdi.
Makalenin temel argümanı, son yıllarda “halkların kardeşliği” çok etnili yönetim modeli ve adem-i merkeziyetçi siyasal yapı söylemi üzerine kurulan Rojava projesinin artık daha sert bir Kürt ulusal refleksi üretmeye başlamasıdır. Carnegie’nin analizine göre özellikle 2026 başında Şam güçlerinin kuzeydoğu Suriye’de ilerlemesi ve bazı Arap grupların bu süreçte merkezi hükümetle birlikte hareket etmesi, Kürt tabanında çok ciddi bir kırılma yarattı.
Bu gelişmeler psikolojik ve ideolojik sonuçlar da doğurdu. Uzun süre boyunca kendisini etnik değil “çok kimlikli demokratik proje” olarak sunan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDF) çevresinde, yeniden daha görünür bir Kürt milliyetçiliği oluşmaya başladı. Özellikle Kürt bayraklarının daha yoğun kullanılması, Irak Kürdistanı’ndan gelen gönüllü savaşçılar için düzenlenen kitlesel karşılamalar ve Erbil’deki protestolar bu dönüşümün sembolleri arasında gösteriliyor.
Carnegie analizinin dikkat çekici taraflarından biri de Kürt toplumunda ortaya çıkan “yalnız bırakıldık” duygusuna yaptığı vurgu. Yazıda sık sık Kürtlerin meşhur “dağlardan başka dostumuz yoktur” söylemine gönderme yapılıyor. Çünkü Washington’un öncelik değiştirmesi, Arap aşiretlerinin Şam’a yönelmesi ve Türkiye’nin Suriye denklemindeki etkisinin artması, Kürt hareketinin bölgesel yalnızlığını yeniden görünür hale getirdi.
- Sponsorlarımız -
Özellikle ABD’nin tavrı Kürt çevrelerinde büyük bir kırılma yarattı. DEAŞ’a karşı mücadelede yıllarca Batı’nın en önemli kara gücü olarak görülen SDF, bugün artık eski uluslararası desteği bulamıyor. Reuters’ın aktardığına göre Washington’un önceliği artık Suriye’de merkezi otoritenin yeniden inşası ve bölgesel istikrar olarak okunuyor. Bu durum Kürt hareketinde ciddi bir stratejik sorgulamayı beraberinde getiriyor.
Bununla birlikte mesele Kürtlerin geleceğiyle sınırlı değil. Suriye’nin yeni dönemde nasıl bir devlet modeliyle yönetileceği sorusu da tartışmanın merkezinde yer alıyor. Federal bir yapı mı kurulacak, yoksa Şam yeniden güçlü merkezi devlet modeline mi dönecek? Carnegie’ye paralel analizlerde, Kürtlerin yaşayacağı siyasi sonuçların Dürziler, Aleviler ve diğer azınlıklar açısından da belirleyici olacağı ifade ediliyor.
Suriye’deki Kürt meselesinin tarihsel arka planı da bu süreci anlamak açısından kritik. Kürtler, Osmanlı sonrası dönemde çizilen sınırlarla Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında bölündü. Lozan Antlaşması sonrası bağımsız bir Kürt devletinin kurulamaması, modern Kürt milliyetçiliğinin temel travmalarından biri haline geldi. Bugün Suriye’de yaşananlar da birçok Kürt tarafından bu tarihsel parçalanmanın devamı olarak görülüyor.
Son dönemde Şam yönetiminin bazı sembolik adımlar attığı da görülüyor. Kürtçenin tanınmasına yönelik açıklamalar, Nevruz’un ulusal bayram ilan edilmesi ve Kürtlerin anayasal haklarının gündeme getirilmesi gibi gelişmeler yaşandı. Ancak sahadaki askeri baskı ve güven sorunu nedeniyle bu adımların Kürt kamuoyunda yeterince karşılık bulmadığı belirtiliyor.
Bütün bu tablo, Ortadoğu’da yeni bir dönemin habercisi olabilir. Çünkü uzun yıllar boyunca ideolojik olarak daha “post-ulusal” bir çizgi izleyen Suriye Kürt hareketi, bugün yeniden klasik ulusal reflekslere yöneliyor. Carnegie’nin analizine göre bu Irak, Türkiye ve İran’daki Kürt toplumlarını da etkileme potansiyeline sahip bölgesel bir dönüşüm.
- Sponsorlarımız-
Önümüzdeki süreçte en kritik mesele ise şu olacak: Kürt hareketi yeniden sert bir ulusal çizgiye mi kayacak, yoksa Şam ile yeni bir siyasi uzlaşının zemini mi oluşacak? Şimdilik görünen tablo, Suriye savaşının bitmesine rağmen “Kürt meselesinin” Ortadoğu’nun en büyük jeopolitik dosyalarından biri olmaya devam edeceği yönünde.