YAKUP EMRAH
20. yüzyılda Sigmund Freud insanın iç dünyasını keşfetmek için derinlere inmişti ve Freud, bireyin bilinçaltını, bastırılmış ve unutulmuş deneyimlerin saklandığı bir depo olarak tanımlamıştı. Ona göre, bilinçaltı irade ve mantığın ötesinde, düşüncesiz ve istemsiz davranışların kaynağıydı. Bilinç tarafından işlenen bilgiler bilinçaltına aktarılıyor ve orada bağımsızca etkisini sürdürüyordu. Ancak Freud’un görüşünde, bilinçaltının daha derin katmanları vardı ve bu katmanlarda bireysel bilinçaltının ötesinde Jung’un beyanıyla “kolektif bilinçdışı” yatıyordu.
Aynı dönemde Carl Gustav Jung, evrensel bir yaklaşım geliştirerek kolektif bilinçdışını ele aldı. Jung, kolektif bilinçdışını “zihin gibi beden gibi evrimleşmiş bir yapı” olarak tanımladı. İnsanların geçmiş deneyimlerle ve yaşamlarla zihinsel olarak bağlantılı olduğunu öne sürdü. Bu bağlantı sadece bireyin kendi geçmişini ve deneyimlerini değil, aynı zamanda tüm insanlık tarihini de içermekteydi. Jung’a göre, farklı toplumlar benzer koşullarda benzer tepkiler verebilirdi çünkü insanlık ortak bir bilinçaltına sahipti ve bu da toplumların birbiriyle ilişkili olduğunu gösteriyordu.
Jung İnsan psişesini üç katmanıyla açıklamıştı. İlk katman bilinçtir; bu, kişinin doğrudan farkında olduğu, günlük yaşamda sürekli olarak etkileşimde bulunduğu alandır. İkinci katman kişisel bilinçdışıdır; burası kişisel yaşamın derinliklerinden gelen, çoğunlukla unutulmuş veya bastırılmış deneyimleri içermektedir. Üçüncü katman ise kolektif bilinçdışıdır; bu, her insanda ortak olan, evrensel ve kişisel olmayan doğayı içerir. Bu katman, kültürel semboller, mitler ve insanlığın derin tarihi gibi geniş bir yelpazeyi kapsar.
Jung, bilinçaltının derinliklerinde uyuyan ve bireysel deneyimlerle ilgisi olmayan fantezilerde ortaya çıkan temel imgelere “arketipler” adını verdi. Bu arketipler, kolektif bilinçaltının önemli bir parçasını oluşturmakta ve mitolojideki belirli motiflerin varlığına işaret etmekteydi. Jung’a göre, bu ilk imgeler, insanlığın en eski ve evrensel düşünce biçimleridir; sadece duyguları değil, düşünceleri de içermekteydiler. Diğer bir ifadeyle bireysel bilinçdışının ötesinde, tüm insanlığın ortak deneyimlerinden ve geçmişten gelen mirasların bir birleşimidir. Bu miras, arketipler olarak adlandırılan evrensel semboller, motifler ve temalar aracılığıyla ifade edilmektedir. Arketipler, insan deneyiminin temel kalıplarıdır ve mitoloji, din, efsaneler, masallar hatta politik pratikler gibi kültürel ürünlerde sıkça karşımıza çıkmaktadırlar.
- Sponsorlarımız -
Bir arketip, belirli bir anlama veya sembolizme sahip olan evrensel bir desen veya modeldir. Örneğin, annelik arketipi birçok kültürde ortak bir tema olarak bulunur ve birçok mitolojide bir ana tanrıça veya anne figürü olarak temsil edilir. Benzer şekilde, kahraman arketipi, birçok hikâyenin merkezinde yer alan ve zorluklarla mücadele eden, dönüşüm geçiren bir karakterdir. Bu arketipler, insanların ortak deneyimlerinden, korkularından, umutlarından ve hayallerinden türetilmiştir. Mitoloji, arketiplerin en açık ve derinlemesine incelendiği alandır. Mitler, insanların kolektif bilinçdışından çıkan sembolik anlatılar ve hikâyelerdir. Mitolojik figürler genellikle belirli arketipleri temsil eder ve insanın evrensel deneyimleri ve duygusal gerçekleri ifade etmek için kullanılırlar.
Örneğin; Demirci Kawa’nın hikayesi, Kürt mitolojisinde önemli bir yer tutmakta ve arketipik motiflerle kuşanmıştır. Yine bu hikaye, evrensel insan deneyimlerini ve değerlerini yansıtan klasik arketipik unsurları içermektedir. Kawa, kahraman arketipini temsil eder. Cesareti, kararlılığı ve adalet için mücadelesi, klasik kahramanın yolculuğunu ve dönüşümünü yansıtan özelliklerdir. Zalim bir hükümdara karşı çıkarak halkını özgürlüğe kavuşturmak için harekete geçer. Bu, insanın adalet arayışını ve baskıya karşı direnişi sembolize eden evrensel bir arketiptir. Dahhak ve Kawa efsanesi, tarih boyunca mitolojik bir hikaye olarak kabul edilmiştir, ancak 20. yüzyıl ideolojik ortamında Kürt kimliğinin yeniden şekillendiği siyasi bir metin haline gelmiştir.
Kürt aydınları Modern çağlarda gelişen milliyetçi köken için gereken malzemeyi bu kaynaktan edinir. Böylece mitler, tarihi sürekliliğin ispatında kullanılan yapılara dönüşür. Bu genelleme Kürtler için de 20. yüzyılda benzer gelişim göstermiş ve Kürt milliyetçiliği mitler üzerinden inşa edilmiştir. Kürtlerin kurucu mitler konusunda ilk üreticisinin “Kurdiyê Bidlisî” olduğunu kaydeden Ergün, bu şairden sonra mitler ve sembollerin Kürt şiirinde hızla gelişme kaydettiğini vurgular. Buna göre, Kurdiyê Bidlisi, Şeref Han Bidlisi’yi kaynak alarak Jîn’de kaleme aldığı birkaç yazıyla “Dahhak ve ve Kava” mitini Kürt etnisitesinin kurucu metni haline getirdi. Kurdiyê Bidlisi’nin anlatımında Arap Dahhak, İran’ı yağmalar ve omzundan iki yılan çıkar. Izdırabını dindirmek için her gün dört kişiyi öldürüp beyinlerini yılanlara yedirir. Bir süre sonra yardımcısı milletinden daha fazla insan kaybolmaması adına iki kişinin yerine koyun keserek kurtardığı kişileri dağlara gönderir. Burada çoğalan bu insanlar Kürt kavmini oluşturur. Demirci Kava’nın birgün iki oğlu kurban edilmek üzere götürülünce Kava, peştemalini sancak yapar ve halkı direnişe çağırır. Ayaklanan halk, Dahhak’ı indirip yerine Feridun’u tahta geçirirler. Kurdiyê Bidlisi, bu olayın 31 Ağustos tarihinde olmasından hareketle anılan günün milli bayram olmasını önermiştir. [1]
Dahhak, modern çağda Kürtlere karşı otoriter liderleri veya despotik yönetimleri temsil etmektedir. Bu sembol, totaliter rejimlerin, diktatörlüklerin veya zorbalığın arketipsel eleştirisidir. Kürtlerin tarihsel direnişinde sembol bir anlatıma dönüşmüş ve ulusal gayretlerin duygusal inşasını sağlamıştır. Beyinleri yılanlara yedirilen kurbanlar, modern zamanda ezilen Kürtleri temsil etmektedir. Kurtarıcılar ise bu mağdurları savunan veya onları özgürleştirmeye çalışan modern dönem Kürt politik önderler olarak okunabilir. Yılanlar, modern çağda çeşitli tehlikeleri veya kötülükleri inşa eden politikacılar olarak sembolize edilebilir.
Doğum-yaşam-ölüm döngüsüne bir açıklama getirmek isteyen insan, evrene ve doğaya ilişkin deneyim ve fikirlerini paylaşma yoluna gitmiş ve elde ettiği yanıtları önce sözlü daha sonra yazılı kültür aracılığıyla kuşaktan kuşağa aktararak günümüze ulaştırmıştır. Evrim süreci boyunca insanla birlikte yolculuk eden mitler; insanların fantezilerinde, bilinçaltında ve fikir sisteminde canlı bir şekilde yaşamaya ve zenginleşmeye devam etmişlerdir. Bu noktada mitleri salt anlatı olarak nitelemek, sahip oldukları önemi yadsımak anlamına gelecektir. Jack Roubaud’un da vurguladığı gibi mitler dilsel biçimleri, kozmolojik düşlemi, ahlâki ve dinsel kabulleri içermektedir.[2]
- Sponsorlarımız-
Albert Camus’un deyimiyle hayal gücü onları canlı tutsun diye var olan mitler, insanoğlunun yaratıcılığının ve üretkenliğinin dışa vurumudur. Mitlerin, insan yaratıcılığı açısından belirleyici bir rol üstlendiğini ileri süren Moles, insanın bir canlı olarak sınırlarını aşmasından ve doğa güçlerine yönelik mücadele arzusundan hareket ederek dinamik mitler kavramını ortaya atmıştır. Söz konusu kavramının altını çizen bir diğer isim olan Naaskow ise; dinamik mitolojinin nereden geldiğimizi, şu anda nerede olduğumuzu ve nereye gideceğimizi göstererek kendimizi evrende bir yere oturtmamızı sağlayan, yaşayan hikayeler sistemi olduğuna dikkat çekmektedir.[3]
[1] Kurdiyê Bitlisi, 1985, s. 190-191. Ergün, 2019, s. 38
[2] Vernant, 2001, s.15
- Advertisement -
[3] Psikomitolojik Terimler: Psikoloji Literatüründe Mitolojinin Kullanılması- Yard. Doç. Dr. Emet Gürel