Muhammed Hüseyin Kaşif El Gıta fakih, usûl âlimi, şair, hadis bilgini, yazar ve hatipti. Kaşif el-Gıta ailesinin tanınmış isimlerinden biri olup aynı zamanda bir direnişçiydi. Necef’te doğdu. İlk İslami derslerin yanı sıra Arap edebiyatı, astronomi ve matematik okudu. Fıkıh ve usûlde en ileri seviyeyi Seyyid Kâzım Yezdî, Şeyh Âgâ Rıza İsfahânî ve Âhund Horasânî’nin yanında tamamladı. Kelâmı Mirza Bâkır İstahbânâtî , Şeyh Ahmed Şirazî ve Şeyh Muhammed Rıza Necefâbâdî’den; hadisi ise Hacı Mirza Hüseyin Nûrî’den öğrendi. Böylece seçkin bir fakih ve âlim haline geldi.
Gençliğinde felsefe ve tasavvufa ilgi duymuş, bu da bilgi ufkunu genişletmiştir. Bu bağlamda şöyle demiştir: “Sadru’l-Müteellihîn’in (Molla Sadra) yazdığı tüm kitapları –‘Arşiyye, Şerhu’l-Hidâye, Esfâr, Şerhu Usûli’l-Kâfî ve şiirlerini– hocalardan okudum.”
Mevlânâ, Câmî ve diğer Fars şairlerinin şiirlerini de okumuş, Farsçaya hâkimiyeti İran tasavvuf şiirine sevgi duymasına yol açmıştır. Bununla birlikte Arap edebiyatını hiçbir zaman ihmal etmemiştir. Şiiri sever ve gençliğinden itibaren şiir yazardı. Henüz on sekiz yaşındayken Âhund Horasânî ve Seyyid Kâzım Yezdî’nin derslerindeki en genç talebelerden biriydi. Yirmi yıllık tahsilin ardından yüksek bir ilmî seviyeye ulaşmış ve ders vermeye başlamıştır.
Dinî ve siyasî açıdan bilinçli bir şahsiyet olan Kâşif el-Gıta, İslâm dünyasının reformcuları arasında yer alır. Cemaleddin Afgânî ve Muhammed Abduh gibi isimlerden etkilenmiştir. Emperyalizme ve Siyonizme karşı mücadele etmiş, İslâm ümmetini uyandırmak amacıyla çeşitli ülkelere seyahatler yapmıştır.
- Sponsorlarımız -
1910’de Hicaz’a giderek Sünnî âlimlerle görüşmüş, mezhepler arası birlik için çalışmıştır. Daha sonra Şam, Beyrut ve Sayda’ya gitmiş; Ezher Üniversitesi öğrencilerine dersler vermiştir. Kahire’de bazı kiliselerde de konuşmalar yapmış, Hristiyanlık üzerine “et-Tavzîh fî Beyân mâ Huve’l-İncil ve Men Huve’l-Mesih” adlı eserini yazmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında İngiliz işgaline karşı Irak’ta cephede savaşmıştır. Kudüs’te düzenlenen İslâm Kongresi’ne katılmış, Mescid-i Aksâ’da imamlık yapmış ve farklı mezheplerden binlerce Müslüman onun arkasında namaz kılmıştır. Birlik çağrısı içeren konuşması İslâm dünyasında geniş yankı uyandırmıştır. Filistin’in çeşitli şehirlerini dolaşarak Müslümanları birlik olmaya davet etmiştir. Bu seyahatinden sonra Irak’ta coşkulu şekilde karşılanmıştır. İran’a giderek büyük şehirleri dolaşmış, Farsça konuşmalar yaparak halkı işgale karşı mücadeleye çağırmıştır. Kum’da Ayetullah Abdülkerim Hâirî tarafından ağırlanmış ve Hz. Masume türbesinde imamlık yapmıştır.
Müslümanların kurtuluşunun samimi imana dönüşle mümkün olacağını savunmuş, Haçlı Seferleri, Moğol istilası ve modern Batı etkisini Müslümanlar arasındaki güvensizliğe bağlamıştır. “Asl eş-Şîa ve Usûluhâ” adlı eserini mezhepler arası yanlış anlamaları gidermek için yazmıştır. Emperyalizme karşı mücadele çağrısı yapmış, ekonomik kalkınma ve modern bilimlerin öğrenilmesini geri kalmışlıktan kurtuluş yolu olarak görmüştür.
Onun etkisi yalnızca Irak ve İran’daki medrese çevreleriyle sınırlı kalmamış; modern dönemde devrimci İslam düşüncesinin en güçlü teorisyenlerinden biri sayılan Ali Şeriati üzerinde de önemli bir iz bırakmıştır. Bu ilişkinin mahiyetine dikkat çeken araştırmacılardan biri olan Ali Rahnema, Şeriati’nin gençlik yıllarında Kaşif el-Gıta’ya ait bir mektubu Farsçaya çevirerek İran entelektüel çevrelerine tanıttığını belirtir.
Kaşif el-Gıta’nın düşüncesinde dikkat çeken temel unsurlardan biri, ulemanın tarihsel sorumluluğu fikridir. Ona göre dinî otorite, yalnızca ibadet ve hukuk alanında hüküm veren teknik bir sınıf değildir. Bunun ötesinde toplumun kaderiyle doğrudan ilgili olan bir öncü zümredir. Bu yaklaşım, İslam düşüncesinde uzun süre tartışılmış olan “alim–siyaset ilişkisi” meselesine yeni bir boyut kazandırır. Kaşif el-Gıta, ulemanın pasifleşmesini ve devlet gücünün gölgesine sığınmasını sert biçimde eleştirir. Ona göre böyle bir tavır, dinin toplumsal dinamizmini zayıflatmakta ve Müslüman toplumları dış müdahalelere açık hâle getirmektedir. Bu eleştirel tavır, modern dönemde dinî düşüncenin siyasî bir bilinçle yeniden yorumlanmasının öncül işaretlerinden biri olarak görülebilir.
- Sponsorlarımız-
İşte bu noktada Kaşif el-Gıta’nın düşünsel mirası ile Ali Şeriati’nin entelektüel arayışları arasında dikkat çekici bir paralellik ortaya çıkar. Şeriati genellikle Batı sosyolojisi, Marksist analiz ve devrimci ideolojiyle ilişkilendirilen bir figürdür. Ancak onun zihinsel dünyasını şekillendiren kaynaklar yalnızca modern teoriler değildir. Şeriati, geleneksel İslam düşüncesi içinde de hareket ve direniş potansiyeli taşıyan damarları keşfetmeye çalışmıştır. Kaşif el-Gıta’nın mektubunu Farsçaya çevirmesi, bu arayışın erken bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu tercüme, Şeriati’nin klasik ulema geleneğini bütünüyle reddetmediğini; aksine bu gelenek içinde dönüştürücü bir enerji aradığını ortaya koyar.
Şeriati’nin düşüncesinde sıkça karşılaşılan “sorumlu mümin”, “bilinçli ümmet” ve “devrimci aydın” gibi kavramların arka planında, İslam tarihinin farklı dönemlerinde ortaya çıkan mücadeleci ulema tipinin izleri bulunmaktadır. Kaşif el-Gıta, bu tipin modern çağdaki örneklerinden biri olarak Şeriati’nin dikkatini çekmiştir. Özellikle emperyalizme karşı aldığı tavır ve mezhep çatışmalarını aşmaya yönelik çağrıları, Şeriati’nin ümmet tasavvuruna önemli ölçüde katkıda bulunmuştur. Şeriati, İslam dünyasının parçalanmışlığını yalnızca siyasî sınırların ürünü olarak görmez; mezhepsel ayrışmayı da bu parçalanmanın zihinsel boyutu olarak değerlendirir. Bu bakımdan Kaşif el-Gıta’nın Sünni–Şii yakınlaşmasını savunan yaklaşımı, Şeriati’nin zihninde mezhep üstü bir direniş idealinin oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Kaşif el-Gıta’nın anti-emperyalist tavrı da Şeriati üzerindeki etkilerinden biri olarak görülmelidir. 20. yüzyılın ilk yarısında İngiliz sömürgeciliğine karşı Irak’ta gelişen direniş hareketleri, ulemanın siyasî rolü konusunda yeni tartışmalar doğurmuştur. Kaşif el-Gıta, bu süreçte yalnızca teorik metinler kaleme almakla yetinmemiş; aynı zamanda toplumsal mobilizasyonun dinî meşruiyetini savunan bir çizgi izlemiştir.
- Advertisement -
MUHAMMED AZAD