RODA UYANIK
Neden karanlık bir kader? Acı çekeceğimiz bir kaderi nasıl seçmiş olabiliriz ki? Refah içinde bir hayatı da biz seçmiş olabilir miyiz aslında? Ve seçiyoruz da ruhumuzun nur derecesini mi önemsemiyoruz? Ya da dünya hayatını ahiret hayatına mı tercih ediyoruz? Ruhumuzun bedenlenmeden önceki seçimi, o yüzden mi herkesin kendi kaderinden sorumlu olduğu gerçeğini bize ispatlıyor?
“Ben kader kurbanıyım” bir kamuflaj olmaktan çıkıyor bu durumda! Bu kaderi sen seçtin! Bu yolu nasıl yürüyeceğine sen karar veriyorsun! Attığın adımların mesuliyeti sende!
Ruh, kalbin bildiğini akla zamanla öğretir. İslam inancına göre her şeyin Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğuna inanılır. Bu sadece evrenin döngüsü değil, kişinin ailesi, doğum yeri ve zamanı da içerir. Ruh, Allah’ın huzurundayken, bedenlenmeden önce kader çizgisi kendisine gösterilir. Ruhun bu çizgiyi kabul ettiğine, rıza gösterdiğine inanılır.
- Sponsorlarımız -
Ruh bedenlenip yolculuğa başladığında, yaşayacağı her şeyi kalbinin bildiği ama yaşadıkça akla gösterdiğini kabul ediyoruz. Karşısına çıkacak acılara, felaketlere, zorluklara aslında ne tepki vereceğini biliyor, sadece hatırlamıyor. Attığı her adımdan sonra daha sağlam atıyor o adımları. Her acıda biraz daha bilinçleniyor. Karanlığı, bir adım sonrası aydınlanmaya başlıyor. Zaman çizgisi, kişiyi karşısına çıkacak her imtihanda biraz daha yaklaştırıyor üst bilince! Bilgelik, zahmet duraklarında kendini doğurmaz mı?
Aslında insanların “ruhun seçimi” fikrini kabul edemeyişlerinin nedeni, acıyı neden kabul edebilmiş olduğumuzdur. Bilinçaltında kayıtlı bilgileri henüz bilinç düzeyinde hatırlamadığımızdan olabilir mi?
Sühreverdî, İşrak Felsefesi’ni doğururken, düşüncelerindeki “nur (ışık)” kavramı, bütün yolculuğunu tamamlayacak felsefesinin özüydü. Ruh, bu dünyada değil, nurlar âleminde varlığını sürdüren, dünyaya inişi bir düşüş değil, bir tecellidir dediği ruhtur! Ona göre her varlık bir nur mertebesidir. Ve her ruh, nûranî kökenini özler. Ruh, ezelde nura doymuş bir cevherdir, der. Ve az önceki düşüncemizi destekler. Der ki: Ruh, dünyaya gelmeden önce kendi kaderini ve derecesini bilir. Doğacağı ortam, karşılaşacağı insanlar onun nurunu sınayacak deneyimlerdir.
Ruh, kendi ışığını en iyi hangi karanlıkta parlatacağını bilir ve o karanlığı seçer. Peki, neden karanlık bir kader seçer? Çünkü beden bir hapishane değil, mutlak mutluluğa erişmek için bir arınma mekânıdır.
Çünkü karanlık olmasa ışık görünmez. Ruh, kendi ruhunu hatırlayabilmek için hangi gölgede sınanması gerekiyorsa, o gölgeyi seçer. Ailesini, zamanını, doğacağı yeri bu yüzden seçer. İşrak felsefesi bu seçimi, ruhun aydınlanma arzusu ile açıklar.
İmtihansız bir hayat yolculuğu yaşamak mı, gerçekliğini, aydınlığını karanlıkları yararak bulmak mı? Bilinçli insanların dünya sahnesinde varlığını anlamlandırmak zorunda hissetmesi bir mucize değil midir? Acı dediğimiz her durumun yaşanılabilirliği aslında yolculuğumuzun nurunu parlatması değil mi? Kişinin kendi karanlığıyla aydınlanması, erişebileceği en üst mevki değil mi? Aksi mümkün mü?
- Sponsorlarımız-
Öylesine yeryüzüne fırlatılmış birer et yığını olamayız çünkü!
Bir anlamı, bir izahı olmak zorunda!