Girolamo Cardano 1501 yılında Pavia’da doğdu. Babası Fazio, annesi Chiara Micheri’ydi. Evlilik dışı doğduğu için, Chiara onu Pavia’da bir arkadaşının evinde dünyaya getirdi; böylece Milano’da bir skandal çıkmasının önüne geçilmiş oldu. Babası, Girolamo’yu ancak 1524’te, ölümünden hemen önce resmen tanıdı. Çocukluğu hastalıklarla ve baskıcı bir baba figürüyle geçti. Babası onun hukuk okumasını isterken, Cardano bilim ve felsefeye yöneldi. 1520’de Pavia Üniversitesi’nde tıp eğitimine başladı, fakat İtalya’daki savaşlar nedeniyle okul kapanınca Padua Üniversitesi’ne geçti ve 1526’da tıp doktoru olarak mezun oldu.
Bir süre Padua yakınlarında küçük bir köy olan Saccolungo’da hekimlik yaptı, burada Lucia Bandareni ile evlendi (1531). Üç çocukları oldu: Giovanni Battista, Chiara ve Aldo. Aynı yıllarda Milano’daki Hekimler Koleji’ne kabul edilmek için defalarca başvurdu ama reddedildi. Buna rağmen 1532’de Milano’ya döndü, hem Gallarate’de hekimlik yaptı hem de yoksul öğrenciler için kurulmuş Piattine okullarında matematik dersleri verdi. Babası da bu okulda ders vermişti. Ünü arttı, zengin aileler arasında aranan bir doktor haline geldi ve 1539’da nihayet Hekimler Koleji’ne kabul edildi. 1543–1551 yılları arasında aralıklarla Pavia Üniversitesi’nde tıp dersi verdi. 1552’de İskoçya’ya giderek Edinburgh Başpiskoposu John Hamilton’un tedavisini üstlendi. 1553’te Milano’ya dönüp tekrar öğretime başladı.
1560’ta büyük bir trajedi yaşadı: oğlu Giovanni Battista, karısını öldürdüğü gerekçesiyle idam edildi. Bu olay, Cardano’nun yaşamında bir dönüm noktası oldu. 1562’de Pavia’dan ayrılıp Bologna’da ders vermeye başladı, ancak kısa süre sonra sapkın düşünceler yaydığı iddiasıyla 1570’te tutuklandı. Aynı yılın Aralık ayında serbest bırakıldı, ama inançla çelişen fikirlerinden dolayı “dinden şüpheli” ilan edildi. Bir daha ders vermemeye ve kitap yayımlamamaya yemin etti. Buna rağmen 1571’de Roma’ya gitti, Papa V. Pius ve XIII. Gregorius’un özel doktoru olarak çalıştı. 1575’te Roma Hekimler Koleji’ne kabul edildi ve 20 Eylül 1576’da orada öldü. Ölmeden kısa süre önce, otobiyografisi olan De vita propria’yı yazmıştı. Bu eser ölümünden sonra 1643’te yayımlandı.
Cardano çok yönlü bir yazardı: tıp, matematik, astroloji ve doğa tarihi gibi alanlarda onlarca eser kaleme aldı. Felsefeye dair önemli kitapları arasında De arcanis aeternitatis (Ebediyetin Gizemleri), De consolatione (Teselli Üzerine), De sapientia (Bilgelik Üzerine), De animi immortalitate (Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine), De subtilitate (İncelik Üzerine), De rerum varietate (Varlıkların Çeşitliliği Üzerine), Theonoston (İlahi Bilgi), De utilitate ex adversis capienda (Kötülüklerden Faydalanma Üzerine), Encomium Neronis (Nero’nun Övgüsü) ve De summo bono (En Yüksek İyi Üzerine) sayılabilir. Ayrıca birçok eseri ölümünden sonra toplu yapıtlar dizisinde basılmıştır.
- Sponsorlarımız -
Felsefi düşünceleri, geç skolastik Aristotelesçiliğin etkilerini taşır, ancak içinde Averroes ve Platon’un güçlü izleri de vardır. Averroes’ten, “tüm insanlarda tek bir ortak akıl” bulunduğu fikrini alır ama bunu tarihsel bir biçimde yorumlar: ortak akıl, insanlığın yüzyıllar boyunca biriktirdiği bilgi birikimidir. Platoncu etkileri ise Marsilio Ficino’nun çevirdiği Plotinos ve Iamblichos yorumları aracılığıyla edinmiştir. Astrolojiye ve tıbba olan ilgisiyle birleşen bu düşünceler, ona canlılık merkezli bir doğa anlayışı kazandırır.
Cardano’nun felsefesi genellikle dağınık ama yaratıcı bulunur. Aristotelesçi, Platoncu, Stoacı ve Hristiyan düşünceleri, hatta Arap etkilerini bir araya getirerek karma ama bütünlüklü bir dünya görüşü oluşturmuştur. Onun düşüncesinin temel konuları şunlardır: birlik ve çokluk, düzen ve kaos, determinasyon ve rastlantı, yaşam ve çürüme, ruh ve doğanın etkileşimi. Akıl, gerçekliğin ve bilginin en yüksek ilkesi olarak görülür; “göksel ısı” dediği bir güç, doğadaki tüm oluşumların kaynağıdır. Ruhun ölümsüzlüğü, hem bilginin açıklığı hem de ahlaki güvenin temelidir.
Sonuç olarak Cardano, bilgi, yaşam ve madde arasındaki karşılıklı bağı tek bir çerçevede birleştirir. Onun düşüncesinde insan, hem evrensel bilginin taşıyıcısı hem de zayıflıklarıyla aldanmaya, korkuya ve yanılgıya açık bir varlıktır. Bu gerçekçi bakış, Rönesans düşüncesinin en özgün portrelerinden birini oluşturur.
Cardano’nun kozmolojisi; Aristoteles fiziği, Hipokratçı canlıcılık ve astroloji–meteoroloji geleneğinin (İbrani ve Arap kaynaklarıyla yeniden biçimlenmiş) birleştiği eski bir “astro-biyolojik” çizgiye dayanır. Ayüstü (supralunary) ile Ayaltı (sublunary) dünya arasında belirgin bir ayrım olduğunu savunur. Evrenin yaşamı, Bir’den (Tanrı’dan) taşan göksel enerji derecelerinin ürünüdür. Tanrı ile madde arasında çeşitli ruh kümeleri aracılık eder. Maddi açıdan gök ile yeryüzünü bağlayan unsur göksel ısıdır. Ayaltı dünyanın başlıca bileşenleri: madde (toprak, su, hava), göksel ısı ve çeşitli ruhlardır (şeytansı akıllardan yaşamın tür ilkesine karşılık gelen “biçimsel” ruhlara kadar).
Yunan ontolojisi çizgisinde (özellikle Parmenides’e yeniden ilgiyle) “hiçten hiçbir şey çıkmaz” ilkesini benimser; her şey bir şeyden gelir ve bu kaynak sonsuz olamaz. Aristoteles’in “ilk madde (hyle)” kavramını ara varlık olarak reddetmeye eğilimlidir: başlangıçtaki maddi temel öğelerdir (toprak, su, hava); etkin ilke ise göksel ısıdır. Bu yüzden “ilk madde”yi varsaymak gereksizdir; zira o takdirde öğeler işlevsiz kalır. Ateş, dört temel arasında sayılmaz; göksel ısının ürünü sayılır. Göksel kökenli doğuştan ısı, akılsal varlıkların durağanlığı ile maddi varlıkların sürekli hareketi arasında aracı etkin öğedir.
- Sponsorlarımız-
İç gözleme dayanan üç ilke tanımlar: (1) “Hareket ettirilmeyen ama hareket eden tarafından hareket ettirilen” (ağır öğelerden gelen yön); (2) “Hareket ettiren ama hareket ettirilmeyen” (ruh); (3) “Ruh tarafından hareket ettirilen ve bedeni hareket ettiren” (doğuştan ısı). Ruh, göksel ısıyla özdeş değildir: ruh cisimdışı, yer kaplamaz ve hareket etmez; oysa hareket halinde olan bir şeyde algı ve düşünme için gereken öz-sabitlik seviyesi bulunmaz.
Madde ve form birbirini tamamlar: doğada formsuz madde yoktur, formlar da daima bir bedenle birliktedir. Ruhlar, bedenleri canlandırsa da bedensellikten etkilenmez; daha üst düzeyde akıllar (minds) maddeden tamamen bağımsızdır. Yine de akıllar alanında bedenselleşme dereceleri vardır: en yüksek göksel zekâlar bütünüyle ayrıdır; demonik tözler cisimdışı olsalar da çeşitli kuvvetler ve etkilerle (vires, influxus) cisimsel dünyayı etkileyebilir. Bu akışları düzenleyen ilke dünya ruhu (anima mundi)dur. Cardano’nun astro-biyolojik determinizminde dünya ruhu kozmosu bir arada tutar, Tanrı’nın planını gezegensel zekâlar aracılığıyla uygular; “her şey yüce göğün etkisi altındadır ve dünya ruhunun buyruğuyla hareket eder.” Ayaltı dünyada doğa, akıl ve dünya ruhunun gözetiminde amaçlı etkinlik göstererek oluş ve üremeyi gerçekleştirir.
Varlık ilkelerinin hiyerarşisinde bazı dalgalanmalar olsa da genel tablo şudur: Bir (Tanrı) düzen ve etkinliğin nihai kaynağıdır; geri kalan her şey ondan derece derece çoğalan ve bütünlüğü azalan varlıklar olarak taşar: akıllar → ruhlar → dünya ruhu → tekil ruhlar → doğa → gökselden yersel hayvanlara → biçimler → dağınık madde. De arcanis aeternitatis’te evren yapısına “uygun” gördüğü 14 varlık cinsi sayar: üç öğe (toprak, su, hava), göksel ısı, taşlar, bitkiler, çürümeden türeyen canlılar, dört ayaklılar, kuşlar, balıklar, sürüngenler, insan, demonlar ve Tanrı. Üst hayvanlar dört sınıftır: dört ayaklılar, kuşlar, balıklar, sürüngenler; çizdiği şemada insan doğası, hayvan doğasıyla yalnızca tek bir noktadan, dört ayaklılar bölgesinden temas eder.
- Advertisement -
Cardano’ya göre insan, evrendeki mikro ve makro düzeydeki canlılık döngüsünün merkezindedir. Tüm canlı türlerinin doğasında bulunan özellikler insanda da potansiyel biçimde mevcuttur. Paralipomena’da insan türünü “biçimlerin bir bileşimi, sürekli değişen bir kitle” olarak tanımlar. İnsan doğası, tüm hayvanların biçimlerini gizli halde içinde taşır: öküzün biçimi (ama otla beslenmez), yılanın biçimi (ama zehri yoktur), aslanın biçimi (ama pençesi yoktur). Bu biçimler insanda potansiyel hâlde vardır fakat bedenin onlara uygun organları bulunmadığı için etkin değildir.
Cardano, insanın hayvanlarla ortak yanlarını özellikle vurgular. İnsandaki aklın yalnızca insana özgü bir yeti mi olduğu yoksa biyolojik bir gelişimin sonucu mu sayılacağı sorusu üzerinde durur. Ona göre doğada bir süreklilik vardır; insan, canlılar hiyerarşisinin en karmaşık ama kopuk olmayan halkasıdır.
İnsanın ve hayvanların üzerinde, sayısız cisimsiz zihinlerin bulunduğu göksel bir evren vardır. Cardano, bu zihinlerin sayısının insan aklıyla kavranamayacak kadar fazla olduğunu söyler. Pseudo-Dionysius’un çizdiği dokuz katmanlı melek düzenini kabul eder ve bunları yedi doğa düzeyiyle ilişkilendirir:
Birinci doğa Tanrı’dır, sonsuz ve kendi başına var olandır.
İkinci doğa, “her şeyin ruhu” yani tüm canlılığın kaynağıdır.
Üçüncü doğa, “dünya ruhu”dur; bütünlüğünü kaybetmeye başlasa da evrenin canlılığını sürdürür.
Dördüncü doğa, evreni hareket ettiren ilk ruh (primum movens) olup, kendisi sonsuz değil, süreklilik içinde sonsuzluk taşır.
Beşinci doğa, gezegenlerin ruhlarıdır. Buradan kahramansı ruhlar, duyumsal zihinler ve tüm duyusal yaşamı yöneten ortak ruh türer.
Altıncı doğa, bitkiler, alt hayvanlar ve unsurlara ait “ortak canlı ruh”tur.
Yedinci ve son doğa, “maddeye gömülü ruh”tur; Platon’un “idea” dediği şey, yani yaşamın kendisidir.
Bu düzen, Tanrı’nın mutlak birliği ile maddenin değişken çokluğu arasında yer alan tek bir canlı evren tablosu oluşturur.
Ruh ve Doğanın Düzeni
Cardano’nun en karmaşık sorunlarından biri ruh ile doğa arasındaki ilişkidir. Aristotelesçi, Platoncu, tıbbî ve astrolojik etkileri bir araya getirir. Bu konuda yazmayı planladığı ama yarım kalan eseri De natura liber unicus, doğa, doğaüstü ve ahlaki alanın gizli yönlerini araştıran bir denemedir. Ona göre doğayı araştırmak, insan da dâhil olmak üzere her şeyin kökenini aydınlatmaktır.
Düzen (order) kavramı açıkça Platoncudur: Birlik, mükemmelliğin ölçüsüdür. Her şey birliğe yönelir; birlik, doğayı oluşturan öğelere anlam ve amaç kazandırır. Bu yüzden düzen ve kader Tanrı’nın birliğiyle uyumlu olduklarında iyidir; düzensizlik ve rastlantı ise birliğe yönelmediği için kötüdür. Güzellik ve uyum da çokluğun değil, çokluk içindeki birliğin ürünüdür. Bilgi açısından da aynı ilke geçerlidir: Bir şeyi gerçekten bilmek, tüm yönlerini tek bir nedene bağlayabilmektir.
Ruhlar, evrenin düzeninde merkezi rol oynar. Maddesiz oldukları için mekâna ve zamana bağlı değildirler. “Ruhumuz gökte olduğundan daha az burada değildir” der Cardano. Buna karşılık bedenler maddi koşullara göre değişir. Bu anlayış, Cardano’nun doğa felsefesini animizme yakınlaştırır; çünkü tüm doğa, bir tür ruhsal ilke tarafından yönlendirilir.
İnsan ruhu, özbilinçli bireysel bir ilkedir. Bu özbilinç, ruhun ölümsüzlüğünün kanıtıdır. Tanrı insanlara bu umudu verdiği için, ruhun ölümsüzlüğüne duyulan inanç bir yanılsama olamaz. Ancak Tanrı, bu umudu mutlak kesinlikte vermemiştir; çünkü ruhun ölümsüzlüğüne tam bir inanç, insanla hayvan arasında aşırı bir uçurum yaratır ve insanı kibire sürüklerdi. Bu nedenle tarih boyunca inanç ve kuşku arasında bir döngü (vicissitudo) yaşanır.
Cardano’ya göre, ruhun ölümsüzlüğüne olan umut yalnızca teolojik bir mesele değil, aynı zamanda ahlaki yaşamın temelidir. Gerçek içsel huzur; erdem, bilgelik ve Tanrı’ya duyulan bu umutla mümkündür. Eğer bu umut yoksa, insanın “sükûnet” diye adlandırdığı şey aslında sadece katılık ve duygusuzluktur.
Ahlak Felsefesi: Bilgeliğin İki Düzeyi
Cardano’nun evreni üç temel ilkeye dayanır: Tanrı (Bir), doğadaki düzenli çeşitlilik ve ruh. Evren hiyerarşik bir uyum içinde düzenlenmiştir. Her şey her şey için değil, bir şey için vardır: tüm varlıklar “Bir”e yönelir.
Evrenin en derin düzen ilkesi Tanrı’dır. Tanrı sonsuz, zorunlu ve bölünmezdir. Güç (potestas), akıl (mens) ve sevgi (amor) onun asli nitelikleridir. Bu üçlü nitelik, doğadaki en küçük varlıklara kadar yansır. Yine de insan ile Tanrı arasındaki uçurum kapanmaz: sonlu olan, sonsuza dönüşemez. İnsan yalnızca Tanrı’nın ışığından bir parıltı görebilir; tıpkı gözlerin güneşin ışığını değil, sadece parıltısını algılayabilmesi gibi.
Bu evrensel düzen anlayışı, Cardano’nun ahlak felsefesine doğrudan yansır. Ahlaki eylem, bu kozmik düzenin bir parçasıdır. De utilitate ex adversis capienda (1561) ve Theonoston adlı eserlerinde ahlakı iki düzeyde inceler:
İnsani düzey (humanitus): günlük yaşamda erdemli, ölçülü davranış.
İlahi düzey (divinitus): ruhun ölümsüzlüğü ve ilahi takdir inancına dayalı bilgelik.
Her iki yolun da amacı kalıcı mutluluktur. Gerçek “sükûnet”, yani ruhsal huzur, hem ölçülü zevkten doğan iç dinginlikte hem de büyük felaketlerde bile korunabilen bilgelikte ortaya çıkar. Cardano’ya göre bu huzur, insanın ulaşabileceği en yararlı şeydir; çünkü ona içsel sevinç, uzun ömür ve sağlam bir bilgelik kazandırır.