Gazete Pan
  • GENEL
  • EDEBİYAT
  • TARİH
  • FELSEFE
  • ARKEOLOJİ
  • TEOLOJİ
  • SOSYOLOJİ
  • DİĞER
    • ANTROPOLOJİ
    • PSİKANALİZ PSİKOLOJİ
Site İçi Arama
  • Advertise
© 2023 Gazete Pan
Okuma: Kürtler İçin Alternatif Bir Paradigma: Dördüncü Siyaset Teorisi – Yakup Emrah
Paylaş
Bildirim daha fazla göster
Aa
Aa
Gazete Pan
Site İçi Arama
  • GENEL
  • EDEBİYAT
  • TARİH
  • FELSEFE
  • ARKEOLOJİ
  • TEOLOJİ
  • SOSYOLOJİ
  • DİĞER
    • ANTROPOLOJİ
    • PSİKANALİZ PSİKOLOJİ
bizi takip et
  • Advertise
© 2023 Gazete Pan
Gazete Pan > Blog > Sosyoloji > Kürtler İçin Alternatif Bir Paradigma: Dördüncü Siyaset Teorisi – Yakup Emrah
Sosyoloji

Kürtler İçin Alternatif Bir Paradigma: Dördüncü Siyaset Teorisi – Yakup Emrah

admin
Son güncelleme: 2025/10/30 at 3:42 PM
admin
Paylaş
14 dk okuma
Paylaş

Modern siyasal düşüncenin üç ana paradigması—liberalizm, sosyalizm ve faşizm—20. yüzyıl boyunca dünya tarihini şekillendirmişti. Ancak Soğuk Savaş’ın ardından bu paradigmalardan yalnızca liberalizm küresel ölçekte egemenliğini sürdürmüş, sosyalizm ve faşizm ise tarihsel birer deneyim olarak büyük bir yenilgi ile geride kalmıştı. Bu durum, liberalizmi “son ideoloji” olarak sunan bir tek-kutupluluk anlayışını beraberinde getirmişti. Bu bağlamda Liberalizmin “tarihsel zaferi”, Francis Fukuyama’nın “tarihin sonu” tezinde olduğu gibi, insanlığın siyasal ufkunu tek bir seçenekle sınırlandırmaya yönelmişti. Aleksandr Dugin’in ortaya koyduğu Dördüncü Siyaset Teorisi, tam da bu tek-kutuplu hegemonya iddiasına karşı, insanlığın çoğul bir geleceği yeniden düşünmesine imkân tanıyan bir teorik müdahale niteliği taşımaktadır. Dördüncü Siyaset Teorisi oldukça muhalif bir görüş olmakla beraber; felsefi temeli yoğun ve reaksiyoner bir karşı duruştur. Dugin Dördüncü Siyaset Teorisi kitabında şöyle söylemektedir: “Bu teori bize kolayca bahşedilmeyecek. Dünya siyasetinde nevzuhur etmesinin ön koşulu, muhalefettir. Bu muhalefet, post-liberalizmin evrensel bir uygulama oluşuna, küreselleşmeye, post-moderniteye, tarihin sonuna, statükoya ve 21. yüzyılın şafağında medeniyet sürecinin ataletine yöneliktir.”

Dugin’in DST bağlamındaki temel tezi, ne liberalizmin birey-merkezli yaklaşımının ne de sosyalizm ve faşizmin artık çağdaş dünyaya uygulanabilir modeller olmadığını savunmasıdır. Ona göre, 21. yüzyılın siyasal ufku, farklı uygarlıkların, kültürlerin ve halkların kendi tarihsel özgünlükleriyle siyasal özneler olarak var olabildikleri çok-kutuplu bir dünya düzeni üzerinden şekillenebilir. Dugin’in teorisi, bireyi merkeze alan liberal yaklaşımı radikal bir biçimde eleştirir. Liberalizmin ontolojisi, insanı toplumsal bağlarından koparılmış, atomize edilmiş bir varlık olarak tanımlar. Buna karşılık DST, siyasal öznenin birey değil, ‘varlık’la ilişkisi içerisinde tanımlanabileceğini öne sürmektedir. Bu bağlamda halklar, etnoslar, uygarlıklar ve kolektif kimlikler, siyasal düşüncenin asli taşıyıcıları olarak kabul edilir. Dolayısıyla DST, ne ulus-devleti ne de kolektif varlığı dışlar; aksine bunları çok-kutuplu düzenin kurucu unsurları olarak görür.

Kürtler açısından bakıldığında, modern ideolojilerin sunduğu modellerin hiçbiri kalıcı bir çözüm üretmemiştir. Sosyalist paradigmanın etkisi, uluslararası dengelerin değişmesiyle sınırlı kalmış; İslamcılık, Kürt kimliğini ümmet merkezli bir söylem içinde görünmez kılmış; bölgede ki ulus-devletler gerçekliği ise Kürdün hakikatini görmezlikten gelmiş, hakları gaspedilmiş, kazanımları ise sürekli engellenmiştir. Yani bu durum, Kürtlerin varoluşsal sorunlarını yalnızca modern paradigmalardan devralınan kavramlarla çözmenin imkânsızlığını ortaya koymaktadır. İşte tamda bu noktada Dördüncü Siyaset Teorisi, Kürtler için doğrudan bir “model” sunmamakla birlikte, yeni bir mücadele paradigmasının teorik temellerini tartışmak açısından önemli bir referans noktasıdır. Zira bu teori, halkların kendi tarihsel hafızalarını, kültürel köklerini ve ontolojik özgünlüklerini merkeze alan bir siyaset tahayyülünü mümkün kılmaktadır.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Kürt hareketi, özellikle Ortadoğu’daki sol dalganın etkisiyle Marksist-Leninist paradigmanın güçlü etkisi altında şekillenmişti. Bu çerçevede Kürt sorunu, çoğunlukla sınıfsal çelişkilerin bir yansıması olarak ele alınmış, ulusal özgürlük talepleri sosyalist devrim perspektifine bağlanmıştı. Bu yaklaşım, Kürt mücadelesine belirli bir örgütsel disiplin ve ideolojik bütünlük kazandırmış olmakla birlikte, zamanla iki temel açmazla karşı karşıya kalmıştır. Birincisi, sosyalist blokun dağılmasıyla birlikte Marksist ideolojinin küresel ölçekte zemin kaybetmesi; ikincisi ise, sınıfsal söylemin Kürt kimliğinin etno-kültürel özgünlüğünü gölgeleyen bir çerçeveye dönüşmesidir. Böylelikle Marksist-Leninist paradigma, Kürtlerin siyasal özneleşme sürecini belirli bir noktaya taşısa da uzun vadeli bir çözüm perspektifi sunamamıştır.

- Sponsorlarımız -

Kürtlerin siyasal tarihindeki ikinci ideolojik yönelim, ─Dördüncü Siyaset Teorisininde eleştirdiği─ muhazakar ve ümmetçi söylemler etrafında şekillenmişti. Özellikle 1980’ler ve 1990’larda İslamcı hareketlerin yükselişi, Kürt toplumunun geniş kesimlerinde yankı bulmuş; ancak bu yaklaşım, Kürt kimliğini dinsel bir bütünlük içerisinde eriten ve tarihsel özgünlüğünü ikincilleştiren bir çerçeveye dönüşmüştü. İslamcılığın evrenselci iddiası, Kürt sorununu ümmetin birliği içerisinde çözülebilecek tali bir mesele olarak görmüş; bu da Kürt kimliğinin ve taleplerinin siyasal görünürlüğünü zayıflatmıştır. Dolayısıyla İslamcılık, Kürtler için bir aidiyet duygusu yaratmış olsa da, özgün bir siyasal kurtuluş paradigması sunamamıştır.

Kürtler açısından ulus-devlet fikri, tarihsel olarak iki yönlü bir deneyime karşılık gelmektedir. Birincisi, Kürtlerin kendilerine özgü bir ulus-devlet kurma çabalarıdır ki bu, hem bölgesel hem de uluslararası dengeler tarafından sürekli engellenmiştir. İkincisi ise, halihazırda mevcut olan diğer milletlerin kendi ulusal homojenliklerini kurma sürecinde Kürtlere karşı uyguladıkları faşizan politikalardır. Asimilasyon, dil yasağı, sürgün, zorla göç ettirme politikaları, merkeziyetçi baskılar, kültürel hakların reddi, nüfus kayıtlarından silme ve yabancılaştırma uygulamaları, ulus-devlet fikriyatının Kürtlere karşı faşizan niteliğini ortaya koymaktadır. Bu politikalar, siyasal baskı araçlarından öte, Kürdün kolektif hafızasını silmeye yönelik sistematik girişimlerdi. Bu bağlamda Kürtler kültürel ve psikolojik düzeyde de “faşizan” bir baskının nesnesi haline gelmiştir.

DST’nin temel önermesi, siyasal düşüncenin öznesini yeniden tanımlamaktır. Liberalizmde özne birey, sosyalizmde sınıf, faşizm açısından öteki, muhafazakar düşünce için ümmet olarak belirlenmiştir. Ancak Dugin, bu üç paradigmanın da özneyi indirgemeci bir mantıkla ele aldığını savunur. Ona göre siyasal özne, daha geniş bir varoluşsal temelde, yani Dasein kategorisi çerçevesinde kavranmalıdır. Buradaki Dasein, yalnızca Heidegger’in ontolojik kavrayışının bir uyarlaması değil, aynı zamanda halkların, kültürlerin ve medeniyetlerin tarihsel-kültürel varoluşunu ifade eden kolektif bir özdür. Bu bakımdan DST, modernitenin siyaset anlayışına radikal bir itiraz getirir: İnsanın ve toplumun özünü dar ideolojik kategorilere hapsetmek yerine, onların varoluşsal bütünlüğünü esas alır.

Aleksandr Dugin “Dördüncü Siyaset Teorisi” kitabında “Bir Aktör Olarak Dasein” başlığı altında şöyle söylemektedir: “Özgürlüğün taşıyıcısı Dasein olacaktır. Önceki ideolojilerin her biri kendi yöntemiyle Dasein’i anlamından uzaklaştırdı, kısıtladı ve öyle ya da böyle hapsederek yapay bir hale getirdi. Bu ideolojilerin her biri, keyifsiz bir oyuncak bebeği, insanı, Dasein’in yerine koydu. Dasein’in özgürlüğü, özgün ve hakiki olma fırsatını uygulamakta gizlidir. Bunun için orada’dan ziyade kendinde var olmak’ın idrak edilmesi ve gerçekleştirilmesi gerekir. Dolayısıyla Dördüncü Siyaset Teorisi aynı zamanda, özünde varoluşun hakikatinin farkındalığını da içinde barındıran asli bir ontolojik teoridir.”

Şu konuya açıklık getirmekte gerekmektedir. PKK’nin yaşadığı paradigmatik savrulma, bahsettiğimiz öznenin ontolojik bir zeminden yoksun oluşunun doğrudan bir sonucudur. Bu açıdan bakıldığında, Kürtler için hakiki siyasal özneleşme, ne Marksist sınıf kategorisiyle, ne muhafazakar neoliberal islamcılık, ne de muğlak demokratik modernite söylemiyle mümkündür. Kürtlerin ihtiyaç duyduğu şey, kendi Daseinlarının, yani tarihsel-kültürel varoluşlarının kavranması ve siyasal öznenin bu temel üzerinden milletperver anlamda tanımlanmasıdır.

- Sponsorlarımız-

PKK’nin kuruluş süreci, 1970’lerin ideolojik iklimi içerisinde Marksist-Leninist bir temel üzerine inşa edilmişti. Bu dönemde siyasal özne, sosyalist paradigmanın etkisiyle proletarya ve sınıf mücadelesi olarak kodlanmış; Kürt meselesi ise, sınıfsal özgürleşme perspektifine eklemlenen bir ulusal mesele olarak ele alınmıştı. Ancak reel sosyalizmin çözülüşü, bu paradigmanın sürdürülebilirliğini imkânsız kılmıştı. PKK, bu krizden çıkabilmek için farklı ideolojik çerçeveler denemiş; milliyetçi tonların öne çıktığı dönemlerden, “demokratik konfederalizm” ve “demokratik modernite” gibi belirsiz kavramsal formülasyonlara kadar bir dizi dönüşüm geçirmiştir.

Bu dönüşümlerin ortak özelliği, öznenin sürekli yeniden tanımlanmasıdır. Marksist dönemde özne sınıf, demokratik modernite söyleminde ise belirsiz bir “yerel toplum” veya “komünal örgütlenme” olarak belirlenmiştir. Böylelikle PKK, özneyi sürekli farklı kategorilere indirgemiş; fakat hiçbirinde Kürt halkının tarihsel ve kültürel varoluşunu ifade eden bütünlüklü bir özneleşme imkânı yaratamamıştır. Bu durum, Kürt toplumsal hafızasında derin bir savrulma etkisi yaratmıştır. Halk, ideolojik olarak sürekli değişen bu paradigmalar arasında, kendi varoluşunu tanımlama kapasitesinden uzaklaşmış, siyasal aidiyetini kalıcı bir zemin üzerine inşa edememiştir. Demokratik modernite kavramı bu bağlamda özel bir dikkatle ele alınmalıdır. İlk bakışta ulus-devlet paradigmasına bir alternatif gibi sunulsa da, aslında kavramsal olarak muğlaktır ve toplumsal özneyi tanımlama noktasında yetersizdir. Zira ne bireyi, ne sınıfı, ne de milleti merkeze almaktadır; fakat onların yerine geçecek ontolojik bir bütünlük de önerememektedir. Bu nedenle demokratik modernite, Kürt siyasal öznesini netleştirmek yerine, onu daha da belirsizleştirmekte, hatta postmodern söylemlerin akışkan kavramlarına teslim etmektedir. Şunu da belirtmek gerekecektir ki; Kürtlerin siyasal öznesi, bu tür dışsal ideolojik çerçevelerden değil, kendi tarihsel tecrübelerinden, kültürel birikimlerinden, kolektif hafızalarından ve varoluşsal hakikatlerinden doğmalıdır. Ancak bu şekilde toplumsal hafızadaki savrulma son bulacak ve Kürt halkı, kendi özgürleşmesini hakiki bir varoluş zemini üzerinde gerçekleştirecektir.

DST’nin temel önermesi, siyasal düşüncenin öznesini yeniden tanımlamaktır. Liberalizmde özne birey, sosyalizmde sınıf, faşizmde ise ulus olarak belirlenmiştir. Bizde Kürt sosyolojisini esas alarak bu özneyi şöyle tanımlıyoruz. Sol’un Kürt hakikatine getirdiği sadece sınıf yorumu, Neoliberal İslamcılığın ve Kürdistan İslamcılığının dayattığı ve egemen erkin hizmetine soktuğu belirsiz “ümmet” yorumu, bölge ulus-devletlerinin faşizan tutumları ve bunu pratize eden “Uyumlu ve İtaatkar Özneler” gerçekliği.

- Advertisement -

Dördüncü Siyaset Teorisi’nin sunduğu imkân, bu üç sınırlı özne tipolojisini aşarak, Kürt sosyolojisine özgü yeni bir özne kavrayışının geliştirilmesidir. Bu yeni özne, ne sadece sınıfla, ne belirsiz bir ümmet tasavvuruyla, ne de ulus-devletin dayattığı itaatkâr kimlikle tanımlanabilir. Aksine, bu özne; tarihsel deneyim, kültürel bellek ve kolektif varoluş üzerinden inşa edilen organik bir varlık olmalıdır. Kürt öznesi, güncel siyasal taleplerden daha büyük ve daha kuşatıcı aynı zamanda yüzyıllar boyunca bastırılmış, inkâr edilmiş ve parçalanmış bir kolektif hafızanın taşıyıcısıdır. Bu nedenle, özne tanımı geçmişi dışlamaz; aksine, bastırılmış tarihsel hakikatlerin yeniden hatırlanmasını içerir.

Bunu söylerken İslam tarihin en mazlum şehididir de diyoruz. Çünkü İslam, salt bir inanç sisteminden öte, özgürlüğün, adaletin, hakikatin ve anlam bilincinin feryadı olarak doğmuş bir tarihsel kopuştur. İlk İslam tecrübesi, otoriteyi sorgulayan, eşitliği talep eden, mazlumların yanında saf tutan bir varoluş çığlığıydı. Bu nedenle İslam’ın ilk nüvesi, yalnızca bir “dini dogma” değil, radikal bir özgürleşme çağrısıydı. Ne var ki, tarihsel süreçte İslam’ın bu hakikat yönü bastırılmış, iktidar mekanizmaları tarafından esir alınmıştır. Emeviler’den Osmanlı’ya, modern ulus-devlet biçimlerine kadar uzanan çizgide İslam, egemenlerin kendi iktidarlarını meşrulaştırdıkları bir ideolojik aygıta indirgenmiştir. Böylece İslam’ın özgürlük ve adalet yönü değil; itaat, biat ve boyun eğişi öne çıkaran yorumları hâkim kılınmıştır. Bu bağlamda, İslam’ın tarihteki en trajik kaderi, bizzat kendi özüyle çelişen iktidar söylemlerine rehin düşmüş olmasıdır.

Bugün geldiğimiz noktada da durum farklı değildir: İslam hâlâ iktidarların, ulus-devletlerin ve sermaye düzeninin elinde esirdir. Kürdistan’da bu tahribat çok daha derin yaşanmıştır. Kürtler için İslam, hem tarihsel kimliğin ayrılmaz bir parçası, hem de sömürgeci düzenlerin manipülasyonuna uğramış bir alandır. Bu nedenle Kürt öznesini tartışırken, İslam’ın Kürt hafızasındaki yerini bastırmak, geriye dönüşü olmayan boşluklar yaratacaktır. Seküler ve sol kültürün Kürdistan’da sergilediği tavrı bu noktada eleştirmeden geçmeyeceğiz. Çoğu kez İslam, salt “gerici” ve “feodal” ilişkilerin yansıması olarak kodlanmış, bu topraklardaki İslami birikim, toplumsal hafızanın asli boyutundan koparılmıştır. Böyle bir yaklaşım, Kürt halkının tarihsel deneyimini bütünlüklü anlamaktan uzak olduğu gibi, kolektif kimliği parçalamaya da hizmet etmektedir. Zira Kürtler, tarihlerinin önemli bir kısmını İslami değerler, medreseler, âlimler ve irfan-i kişilikler üzerinden inşa etmişlerdir. Bu birikimi yok saymak, Kürt halkının kendisini yok saymakla neredeyse eşdeğerdir.

Kürtler yeni bir ruhla ontopolitik bir tasavvur geliştirmelidir. İdeoloji ve partiler üstü tarih, dil, kültür ve kolektif bilinç üzerinden şekillenmiş bir varlık olarak kavramayı mümkün kılmalıdır. Böylece Kürtlerin siyasal özneleşmesi, bireysel çıkarların toplamından ibaret olmayan, aksine varoluşu ve politikayı hemhal eden bir tasavvur geliştirmelidir. Bu tasavvurun ilk adımı; Sol’un Kürt hakikatine getirdiği sadece sınıf yorumu, Neoliberal İslamcılığın ve Kürdistan İslamcılığının dayattığı ve egemen erkin hizmetine soktuğu belirsiz “ümmet” yorumu, bölge ulus-devletlerinin faşizan tutumları ve bunu pratize eden “Uyumlu ve İtaatkar Özneler” gerçekliğine radikal bir mesafe koymaktır.

Şüphesiz ki Dördüncü Siyaset Teorisi için mevcut ideolojik paradigmaların sınırlarını aşarak hem tarihsel hem de güncel bağlamda yeni bir siyasal öznellik inşa etmeyi amaçlayan bir kuramsal çerçeve olarak bu paradigmanın somut taşıyıcısı olacak yeni bir kadro zorunludur. Kadro salt politik aktör değil; hafıza ve hakikat taşıyıcısıdır. Yeni özne, hem bölgesel ulus-devletlerin faşizan pratiklerine hem de küresel liberal hegemonyanın tek tip insan ve toplum modeline karşı bir direniş hattında şekillenmelidir. Şunu da belirtmemiz gerekecektir: Gazze’de 30 bin çocuk öldürülürken daha doğrusu Gazze dünün Dersim, Zilan, Koçgiri’si olurken Kürtlerin içindeki şizofren sapmaların İsrail seviciliği yapması Kürtler için utanç sembolüdür.

Dördüncü Siyaset Teorisinin sunduğu ufku şöyle özetleyebiliriz.

1. Siyaset teorisinin merkezine sınıf, ümmet veya uyumlu öznellik yerine varoluşu (Dasein) yerleştirir. Bu yaklaşım, Kürtlerin tarihsel, kültürel ve coğrafi özgünlüğünü görünür kılarak, onları başka ideolojilerin yan ürünü olmaktan çıkaracaktır.

2. Ulus-devletlerin dayattığı asimilasyoncu baskıları aşabilecek, Küresel liberal hegemonyanın ötesinde bir özgürleşme zemini bulabilecektir.

3. DST’nin kimlik temelli çoğulculuğu, Kürtlerin sadece “Kürt” olmaktan öte, kendi içlerindeki dini, mezhepsel ve etnik çeşitliliklerini de kapsayan kapsayıcı bir paradigma geliştirmelerine olanak tanıyacaktır.

4. Modern ideolojiler, bilgi üretimini Batı merkezli paradigmalar üzerinden kurgulamıştır. DST, Kürtlerin yerel ve alternatif epistemolojilerin önemini vurgulayarak Kürtlerin kendi tarih yazımını, kültürel hafızasını ve felsefi düşüncesini yeniden kurmasına imkân tanıyacaktır.

5. DST’nin merkezinde tek-kutuplu (Batı-merkezli) düzen yerine çok-kutuplu bir dünya tasavvuru vardır. Bu anlayış, Kürtlerin sürekli büyük güçler arasındaki çıkar çatışmalarına kurban edildiği jeopolitik döngüyü kırabilmeleri açısından da önemlidir.

Kürt Stratejik Araştırma Merkezi

İLGİLİ YAZILAR

Unutmayın! 5 Dolara Satılan Kızlar ve Kaybolan Vicdanlar

“Bir Parça Ekmek İçin Sınırı Geçtik, İnsanlığın Duvarına Çarptık”

Kürt Dili ve Edebiyatı Topluluğu: “Ana dilimizi yaşatmak istiyoruz”

Gürgün Karaman: Danışıklı Dövüş, Molla Rejimi ve Demokrat İsrail Kavşağında Yusuf Kaplan, Altay Cem Meriç ve Fatih Altaylı Örneklemi

Ali Şeriati, Frantz Fanon ve Devrimci Şiddetin Politik Etiği

ETİKETLENDİ: aleksander dugin, demokratik modernite nedir, dördüncü siyaset teorisi, yakup emrah, Yakup Emrah yazıları
admin 30 Ekim 2025 30 Ekim 2025
Bu Makaleyi Paylaşın
Facebook Twitter Whatsapp Whatsapp Copy Link Print
Paylaş
Önceki Makale Modern Dünyada Fransız Bir İşrâkî: Henry Corbin İstanbul’da-Gürgün Karaman
Sonraki Makale Kürtlerin Dini Diller Üzerinden Görünmez Kılınışı
Yorum bırakın Yorum bırakın

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SOSYAL MEDYADA BİZ

130 Takip Beğen
2k Takip Takip Et

SON EKLENENLER

Descartes Rüya Argümanı; İtirazlar ve Yanıtlar
Felsefe 2 Kasım 2025
Max Scheler: Fenomenoloji, Değer Etiği ve Kişi Felsefesi
Felsefe 2 Kasım 2025
Girolamo Cardano: Ruh, Doğa, Kozmik Düzen ve Ahlak
Felsefe 2 Kasım 2025
Unutmayın! 5 Dolara Satılan Kızlar ve Kaybolan Vicdanlar
Sosyoloji 1 Kasım 2025

İLGİLİ YAZILAR

Sosyoloji

Unutmayın! 5 Dolara Satılan Kızlar ve Kaybolan Vicdanlar

admin admin 1 Kasım 2025
Sosyoloji

“Bir Parça Ekmek İçin Sınırı Geçtik, İnsanlığın Duvarına Çarptık”

admin admin 1 Kasım 2025
Sosyoloji

Kürt Dili ve Edebiyatı Topluluğu: “Ana dilimizi yaşatmak istiyoruz”

admin admin 24 Ekim 2025
Sosyoloji

Gürgün Karaman: Danışıklı Dövüş, Molla Rejimi ve Demokrat İsrail Kavşağında Yusuf Kaplan, Altay Cem Meriç ve Fatih Altaylı Örneklemi

admin admin 19 Haziran 2025
Gazete Pan
bizi takip et

TASARIM VE PROGRAMLAMA : Adana Web Tasarım

adbanner
Reklam Engelliyici Farkettik
Lütfen Web Sitemize Destek İçin Adblocker'ı Kaldırınız
Okay, I'll Whitelist
Welcome Back!

Sign in to your account

Şifrenizi mi kaybettiniz?